Ana Sayfa | Reklam | Sitene Ekle | Künye | İletişim | Arşiv | Gizlilik Sözleşmesi (Privacy Policy) | Site Haritası | RSS
Foto Galeri Video Galeri Yazarlar Konuk Yazarlar İletişim
25 Kasım 2017 Cumartesi
GÜNDEM ASAYİŞ SİYASET KARADENİZ EĞİTİM EKONOMİ KÜLTÜR SANAT DÜNYA ÇEVRE SAĞLIK SPOR GENEL

Geçmişte gezinti...

Mehtap -YILDIZ
Mehtap
YILDIZ

Kalemimi özgür bıraktım... İçinden geldiği gibi seçsin harfleri kağıt üzerinde... Kah sevinç ve umutlarda yol alsın, kah buruk hüzünlerde devam etsin kopuk kopuk da olsa... Koca bir yaşama ite kaka sığdırılan her şeyi anlatsın... Ön yargısız, sınırsız ve gerçekçi... Tüm yalınlığı ile...

Bazen çocukluğuma insin, kaygısız, tasasız mutlu günlere... Ağabeyimin meraktan küçük bir operasyonla içini deşip samanlarını döktüğü anımsadığım ilk bebeğimin yerine koymaya çalıştığım, çöplerden derip çatıp, kara kaşlar, kara gözler, kıpkırmızı boyadığım dudaklarıyla, rengarenk patiskalarla, pazenlerle sarıp sarmaladığım bez bebeklerime dokunsun, usulca, incitmeden...

İlkokul öğretmenim askere gittiğinde, anneme;" sen de ağlasana" diyerek döktüğüm çocuksu tertemiz gözyaşlarında gezinsin...

Güneşli, pırıl pırıl bahar sabahlarında gözümü açtığımda, küçücük bedenimde duyduğum yaşama sevincinde; "ben asla ölmeyeceğim, nasıl ölebilirim ki kendimi bu kadar iyi hissederken !" dedirtecek denli tazelikte duygularla dolu yüreğimin pır pırlarında dolaşsın...

Para ile ne kadar geç tanışırsak o kadar iyi olacağını düşünen sevgili annemin, okul dönüşünde harçlığımız karşılığında verdiği teneke kutulardaki tazecik kurabiyelerden, çıtır leblebiden ve kuru üzümden de söz etsin...

Babacığımın ilk okul yıllarımızda verdiği yirmi beş kuruşluk simit parasını, abimin hemen hemen her gün "yine paramı düşürdüm" diye kendine acındırıp, nasıl elimden aldığına değinsin de, aldanmaya taaa o yıllarda meyilli olduğum çıksın ortaya...

Oyunun saatle olmadığı, acıktığımızda evden alelacele kaptığımız, üzerine toz şeker ekilmiş sana yağlı ekmeklerimizi, dünyanın en leziz yemeğini yermiş gibi büyük bir iştahla atıştırıp saklambaça devam ettiğimiz, soğuktan kıp kırmızı ellerimiz, nemli burnumuz, sırıl sıklam üstümüz başımızla; kar topuna, kardan adama, kayağa, hastalanıp günlerce yataklara düşme pahasına doymak bilmediğimiz, şimdiki her biri birer mahalle olan "apartman çocuklarının" kolay kolay tadamayacağı düş gibi geçmişe de uğrasın...

Evcilik oyunlarımın bir metreye iki metrelik mini mini taş duvarlarla çevrilmiş, çamurdan karıp yaptığımız eşyalarla dolu iki oda bir salon düş evinin toprak avlusunda, mutlu mesut yaşayıp giden oyun arkadaşlarımın konuğu olsun, soluk alsın beş dakika...

Cinselliğimizi keşfetmenin gizemiyle, kuytu köşelerde büyüklerimizden gizli saklı nasıl da hem korku, hem de merakla bedenlerimizi karşılaştırdığımızı ele versin bir ihbarcı gibi...

Cumartesi öğleden sonraları babacığımla buluşarak, anneciğimin özene bezene hazırladığı kuru köfteler, zeytin yağlı dolmalar, böreklerle dolu piknik sepetiyle Gençlik Parkında geçirdiğimiz, bastıran sağanakla tepeden tırnağa sırıl sıklam ıslanıp, arkasından yeniden yüzünü gösteren güneşin sevinciyle, Lunaparkta bugi bugi, dönme dolap, çarpışan otomobil derken son kuruşumuza dek harcadığımız, annemin babama, babamın anneme güvenip yanlarına fazla para almaması yüzünden dolmuş ücretini utana sıkıla eve ulaştığımızda kapıp getirdiğimiz, şimdi çok ama çoook uzaklarda kalan o günleri de anımsatsın tatlı bir gülümseme ile...

Anneciğim çocukluğumuzda bana ve kardeşlerime hayatta hiç kötü insan olmadığını bütün insanların hem iyi hem de güzel olduğunu anlatmıştı. Öyle inanmıştım ki ona, komşumuzun epeyce çirkin ve spastik kız kardeşini ilk gördüğümde koşa koşa annemin yanına gidip, güzelliği üzerine övgüler yağdırıp durmuştum, söylediklerime kendimi de inandırarak.

Yazsın da, gerçeklerin hiç de böyle olmadığını; sokakta, oyunda, okulda, evde, işte, arkadaşlıklarımda, aşklarımda...derin sancılar çekerek, ağır, hak edilmeyen bedeller ödeyerek, nasıl anladığımı yüzüme vursun bir kez daha buruklukla...

Simon & Garfunkel, Joan Baez, Deep Purple, Uriahheep ve Santana'ların bir zamanlar haftalık çıkan "Hey Şarkı Sözü" dergisindeki tüm şarkılarını tek tek nasıl ezberleyip, su bardağından mikrofonum elimde aynanın karşısında tek kişilik konserler verdiğimi, yıllar sonra da çok yer işgal ettikleri gerekçesi ile hepsini acımadan bir çırpıda nasıl yaktığımı ve şimdi yeni yetmelik anılarımı yok ettiğim için ne denli pişman olduğumu da eklesin.

Uzun yaz gecelerinde coşkumuzla aydınlattığımız, bir türlü bitmek bilmeyen oyunlarımızdan, saatler saatler süren, doyumsuz, neşe dolu, özlenesi duvar üstü sohbetlerimizden dem vursun.

Beş yaşındayken yaptığım çapkınlıkları saymazsak, on üçümde yaşadığım ilk ama hem gerçek, hem de platonik aşkımı... Dört yıl boyunca, yaklaştıkça büyüsü bozulacak diye kaçtığım, uzaklaştıkça onulmaz kalp acıları çektiğim, şimdi çok komik gelen anılarıma da sevecen bir merhaba desin...

Bıçak sırtında geçen, acı ile anımsadığım üniversite yıllarımı, o zor yılları pas mı geçeceksin? Ne çok şey kattı o yıllar, bir o kadar da götürdüğü her şeye karşın... Saygısızlık olmaz mı yaşananlara, yitip gidenlere? Hala yanmıyor mu yüreğimin kıyıda köşede kalmış mini minnacık bir noktası...
Öyleyse onları da yazsın, yazsın ki geçmişte kalan güzel insanları, onurlu yaşamları taşısın, anlatsın yeni kuşaklara...

Sonuçta hangi yaşta olursak olalım hep yeni bir şeyler öğretmiyor mu yaşam?

Nasıl devrildiğini anlayamadığım yıllarda, sayısız güzellik ve çılgınlığı paylaştığımız can arkadaşlarımızla artık daha bir kendi kabuklarımızda yaşar olsak da, sevgi bağlarının daim olduğunu " ne güzel, hep birlikte yaşlanıyoruz " diye dört sözcükle özetleyen dostumun gerçekçi sözlerinin de hakkını versin bir ara...

 Ne o, neden durakladı? Bitti mi?
 Ne çabuk!

"Birlikte yaşlandığımız" dostlarımızın altısıyla, salt birikim olsun diye şaka gibi yıllar önce başlayan; düşten gerçeğe, dubleksten dört katlı konağa dönüşen, elimiz ayağımız tutarken beş on yıla dek bitmezse de giderek huzurevine dönüşecek o mütevazı(!) kooperatif evinde, bedenlerimiz eskise bile, hep şen, biraz huysuz, ama çokça da çocuk kalacak ruhlarımızla, ortak yaşama adım atma şansını yakalarsak, paylaşacak ne çok şey, anlatacak ne çok anı çıkar oysa...

 Ama ona karışamam ki !!... Sözde özgürlük vermiştim anımsarsanız...


 Yorum Yaz
  Ad, Soyad:
  Konu:
  Mesaj:

Toplam 0 Yorum Bulunmaktadır
Yorum Yaz Bu yazıya henüz bir yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

Tüm Yorumlar Ne güzeldir yollarda olmak şimdi...  (03.10.2014)
Tüm Yorumlar Anılarla belleğe...  (08.09.2014)
Tüm Yorumlar TÜM YAZILARINI LİSTELE
YAZARLAR
İlknurYAMAK İlknur YAMAK
Çiftlik´in gri, ruhsuz binaları dökülüyor
ŞenolÇAKIR Şenol ÇAKIR
Siz kimi okşatıyorsunuz?
Prof. Dr. FundaELMACIOĞLU Prof. Dr. Funda ELMACIOĞLU
Vücutta tuz kaybı hayatı tehdit eder
Prof. Dr. HakanALTINTAŞ Prof. Dr. Hakan ALTINTAŞ
Akademik Yapıdaki İllegal Terör Örgütleriyle Mücadelede Yöntem Önerisi –II
Prof.Dr. İsrafilBALCI Prof.Dr. İsrafil BALCI
´Muhammed´ filmi üzerine
Doç.Dr. HasanAYDIN Doç.Dr. Hasan AYDIN
Neleri Başaramadık?
Prof. Dr. KemalARI Prof. Dr. Kemal ARI
Türkçe´nin diriliş hamleleri
FundaÖZYURT Funda ÖZYURT
Bu hikaye tipik bir Anadolu höyüğünün sıra dışı hikâyesidir
Cüneyt MUMCU Cüneyt  MUMCU
Araf'ta kalan ruhlara ne olur?
Dr. YavuzDİZDAR Dr. Yavuz DİZDAR
Kokoreç neden çok kıymetlidir?
Tüm Yazarlarımız
RÖPORTAJLAR
Samsun´un efsane ismi: Yıldıray Çınar
Diğer Röportajlar  
Takip Et:
EN ÇOK OKUNANLAR
Bugün Dün Bu Hafta Bu Ay
SON YORUMLANANLAR
» Samsun eğitim camiası yasta: Merve öğretmen kazada hayatını kaybetti
» Gece kızı zayıflama çayı siparişinde kampanyalı fiyat
» Samsun´da silahlı saldırıya uğrayan Doğan Kılınç hayatını kaybetti
» Samsun Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı emekliliğini istedi
» Terme ilçesinin yeni imar planı askıya çıktı
» Samsunlu emekli özel harekat polisi yanarak hayatını kaybetti
» Samsun´da korkunç ölüm: Otobüsün sürüklediği Yazgı Önal hayatını kaybetti
» Diyarbakır´da Özel Harekat Polisi Ahmet Alp Taşdemir şehit oldu, 9 polis yaralandı
» Akaryakıta zam geldikçe KDV de artıyor
» Samsun´da üzerinden traktör geçen İbrahim Altun hayatını kaybetti
KONUK YAZARLAR
BAYRAKTAROĞLU   Kağan  BAYRAKTAROĞLU
"Herkes ölür ama herkes gerçekten yaşamaz..."
Diğer Konuk Yazarlarımız  
HAVA DURUMU