Ana Sayfa | Reklam | Sitene Ekle | Künye | İletişim | Arşiv | Gizlilik Sözleşmesi (Privacy Policy) | Site Haritası | RSS
Foto Galeri Video Galeri Yazarlar Konuk Yazarlar İletişim
22 Kasım 2017 Çarşamba
GÜNDEM ASAYİŞ SİYASET KARADENİZ EĞİTİM EKONOMİ KÜLTÜR SANAT DÜNYA ÇEVRE SAĞLIK SPOR GENEL

Kadim Anadolu'nun hep ağlatılan halkı

Cüneyt -MUMCU
Cüneyt
MUMCU

16. yüzyıl ortaları… Osmanlı sultanı I. Selim –ki padişahlar arasında duruşuyla, tavrıyla, ileri görüşlülüğü ile en fazla saygı duyduğum padişah- sefer hazırlıkları emrini verir. İstanbul’dan yola çıkılacak. Önce saltanat kayığıyla İstanbul’un Anadolu yakasına geçilecek, orada toplanan, doğrudan padişaha bağlı olan askerler ve Rumeli Beylerbeyi komutasındaki ordu birleşecek, buradan yola devam edilecek. Koca Anadolu toprakları kimi zaman at üzerinde, kimi zaman yaya olarak geçilecek. Bu şanlı orduya Manisa’dan, Amasya’dan, Trabzon’dan velhasılı Anadolu Beylerbeyliği’nin alt kademe yönetimi birimleri olan Osmanlı vilayetlerden bazen şehzadelerin komutasında bazen de o vilayeti yöneten ama hanedandan olmayan valilerin komutasında askerler katılacak. Bu kadar büyük bir ordunun lojistik desteği ta İstanbul’dan getirilecek değil. Erzak, mühimmat, giyim-kuşam, vb ihtiyaçlar yol boyunca toplanacak ve böylece büyük miktarda yük İstanbul’dan taşınıp orduyu yavaşlatmayacak.  Topraklar önce Allah’ın sonra padişahın. Özel mülkiyet yok. Halk, aslında Allah’a ve dolayısıyla padişaha ait olan toprakları ekip biçecek, kendisine verilen toprak ölçüsünde asker besleyecek, buna ek olarak vergi verecek ve hatta eğer yeniçeri ve tımarlı sipahiler yeterli olmazsa yol boyunca gençlerden eli kılıç tutan halktan da asker alınacak. Buradan doğru Şah İsmail’in ordusuyla savaşmak için Doğu Anadolu’ya. Bu savaş da şimdi olduğu gibi öyle bir düğmeye basalım, füze fırlatalım da toplu kıyım yapalım türünden bir savaş değil, meydanlarda gerçekten de mertçe, düşmanların birbirlerini görerek yaptığı savaş. Bırakın Şah İsmail ordusunu, Osmanlı’nın Hristiyan ordularla yaptığı savaşlarda da durum aynıdır. Tabi bazı entrikalar, farklı taktikler olmuştur, ama her iki taraf da göğüs göğüse savaşmış ve çokça kayıp vermiştir. Ve arkada kalan, ağlayan Anadolu…

Aradan yüzyıllar geçer. Bu süre içerisinde bu tip seferler ya da savunma savaşları olur. Ve 1. Dünya Savaşı gelip çatar. İttihat Terakki, zaten sonlanmaya yüz tutmuş Osmanlı Devleti’ni olası büyük bir savaştan kurtarmak ya da savaşta güçlü müttefikler bulmak için birileriyle anlaşma masalarına oturur. Önce İngilizlerle. Hatta İngiltere’ye ödemesi yapılmış iki tane savaş gemisi sipariş ederler. Fakat, başka birilerinin Osmanlı Devleti üzerinde -aslında bana sorarsanız Anadolu toprakları üzerinde- başka başka emelleri vardır. Ve bu emeller birbirleriye çatışınca, ortak noktaları daha yakın olanlar bir kutupta, diğerleri de diğer kutupta toplanırlar. Hani bize gemi yapmaya başlayan İngiltere var ya, gider bizim ezeli düşmanımız olan, Balkanlar’ın parçalanmasını sağlayan, boğazlara göz diken, sıcak denizlere inmek isteyen ve belki de Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında en fazla paya sahip olan Rusya ile anlaşır. 1. Dünya Savaşı’na gelinceye kadar son birkaç yüzyılda Osmanlı’nın en fazla savaştığı, karşısında en fazla kayıp verdiği, Osmanlı’nın içişlerine en fazla karışan devlettir Çarlık Rusyası. Peki İngiltere neden Rusya ile anlaşır. Çünkü İngiltere’nin de Asya’da sömürgeleri vardır. Boğazları ve Anadolu’yu tek başına Rusya’ya bırakmak işine gelmez ve ileride savaştan galip çıkar da Rusya beklentilerini gerçekleştirirse onu engellemesi gerekmektedir. Aslında olayın başrol oyuncusu bu iki devlettir.

Bunun üzerine Osmanlı Devleti mecburen kendisine destek olacak yeni bir devlet ararken hop diye Almanya imdada koşar. “Merak etme aziz dostum, ben seninleyim. Hatta sana İngiltere’nin vermediği ama parasını ödediğin gemileri de boşver. Ben sana gemi de veririm. Askeri yardım da yaparım. En iyi komutanlarımı senin ordunu eğitmek için gönderirim der” ve Enver Paşa’yı ikna eder. Eh ne yapsın Enver Paşa, çaresiz kabul eder. Niye? Çünkü karşısında koskoca iki imparatorluk. Biri “üzerinde güneş batmayan ülke” diye ifade edilen Büyük Britanya İmparatorluğu, diğeri de Çarlık Rusyası.

Masalar kurulur gizli gizli. Almanya ile Osmanlı Devleti arasında uzun zaman öncesine kadar bilinmeyen yeni öğrendiğimiz ve 2 Ağustos 1914’te İstanbul’da imzalanan anlaşma. İçeriğini merak edenler anlaşmanın tarihini, internette arayıp küçük çaplı bir araştırma yapabilirler. Anlaşmanın en can alıcı maddesi “Rusya, Almanya'ya karşı bir saldırı hareketinde bulunursa Osmanlı da savaşa girecek, Osmanlı Devleti'ne herhangi bir saldırı olursa da Almanya Osmanlı'ya yardım edecek. Peki bu madde neden bu kadar can alıcı. Yani sonuçta müttefikler, başka ne beklenebilir ki zaten diyebilirsiniz. Şundan dolayı önemli bu anlaşmanın imzalanmasından sadece 4 gün önce 29 Temmuz’da Rusya’nın başlattığı seferberliği durdurması için Almanya Rusya’ya nota verir. Rusya seferberliği durdurmayınca Almanya 1 Ağustos’ta Rusya’ya karşı savaş açar. Yani aslında hep bilindiği gibi iki Alman gemisinin Osmanlı karasularına sığınması, Osmanlı bandırası çekip Rusya’nın limanlarını bombalaması değildir Osmanlı’yı savaşa sokan. Belki fiilen katılması Yavuz ve Midilli’nin limanları bombalaması olabilir ama Osmanlı zaten 2 Ağustos öncesinde anlaşma gereği savaşa girmiştir.

Lafı fazla uzattık. Savaş biter. Osmanlı ve dolayısıyla Anadolu halkı savaş boyunca en farklı ve en fazla cephede savaş veren toplum olur. Çok kayıplar verilir. Ve arkada kalan, ağlayan Anadolu…

Sonra İstiklal Mücadelesi. Tüm tarihlerin belki de en ihtişamlı, en delikanlı, en mert savunma mücadelesi. Çocuk, genç, yaşlı, kadın demeden hepsinin can verdiği, kan döktüğü, malından mülkünden gözünü kırpmadan vazgeçtiği bir bağımsızlık destanı. Bir sürü gencin gidip de dönemediği cepheler, arkalarında o gençler için ağıtlar yakan gözü yaşlı analar, yavuklular, eşler, çocuklar. Ve arkada kalan, ağlayan Anadolu…

Sonra 60 darbesi. Sonra 80 darbesi. Darbeler öncesinde yaşanan, yaşatılan acılar. Darbeler sonrasında yaşanan, yaşatılan acılar. Gençlerin hiçbir şey bilmeden, sözde liderlerinin anlattığı ve fakat hiç anlamadıkları birtakım idealler, ideolojiler uğrunda birbirlerini öldürmeleri. Darbeden sonra liderlerin kaçıp, bu gariban Anadolu gençlerinin sağcı-solcu demeden darağaçlarında sallanması ve yine arkada kalan gözü yaşlı anneler, eşler, çocuklar. Ve arkada kalan, ağlayan Anadolu…

Sonra terör belası. Sözde Kürt bağımsızlığını savunan birileri tarafından, Kürtler’in Anadolu’da bağımsız bir yurdu olmalı diye gazlanan ve dağa çıkan gençler, dağdaki bu gençlerle savaşan, onlardan kurşun yiyen genç askerler. Sırf oralarda yaşıyor diye, terörün bitirilmesi için vatanından, toprağından, evinden, ocağından ayrılanlar. Çocuklarını, eşlerini ve babalarını, bu başkaları tarafından planlanan anlamsız oyunda toprağa veren anneler, babalar, eşler, çocuklar. Ve arkada kalan, ağlayan Anadolu…

Evinin bahçesinde oynarken nereden geldiği belli olmayan bir kurşunla ölen beş yaşındaki Hüseyin; evden kaçarken dedesinin kucağında ölen üç aylık Miray bebek; annesi, babası üzülmesin diye Şırnak’a gönderildiğini gizleyen 21 yaşındaki askerimiz Necati Yenikapı, maalesef sayıları birer istatistiksel veri haline gelmiş diğer şehitlerimiz, birçoğumuzun Kürt diye aşağıladığı, terörist olarak dağa çıktıkları için ölümü hak ettiğini düşündüğümüz ve ölülerine sosyal medyada leş denen ve muhtemelen bu yazdıklarımdan dolayı yine birileri tarafından eleştirileceğim, ne yaptıklarından, neden dağda olduklarından, neye hizmet ettiklerinden haberdar olmayan, doldurulup boşaltılan sıradan bir silah gibi kullanılan ve sözde liderleri bir yerlerde birileriyle derin hesaplar yaptıkları masalarda içkilerini yudumlarken ölen gençler... Ve arkada kalan, ağlayan Anadolu…

Şimdi en baştan beri bunları niye anlattığımın farkında mısınız? Lütfen farkında olun, olun da artık Anadolu halkı ağlamasın. Ve yeni yılda gülebilen, mutlu bir Anadolu olsun.

Hepinize mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir yıl diliyorum.

Saygılarımla.

Kaynaklar:

Erich Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2008

Düşerken, Lamartine, Tercüman Yayınları, İstanbul

Devlet-i Aliyye, Halil İnalcık, İş Bankası Yayınları, Cilt I, İstanbul, 2009

Osmanlı ve Modern Türkiye, Halil İnalcık, Timaş Yayınları, İstanbul, 2013


 Yorum Yaz
  Ad, Soyad:
  Konu:
  Mesaj:

Toplam 1 Yorum Bulunmaktadır
cemal can
03.01.2016 19:10:18  makale ile ilgili
Son derece doğru ve değerli bir saptama,son zamanlarda duyduğum en mantıklı yaklaşım.Size teşekkür ederim CEM BEY,sağlıcakla kalın,selamlar.

Tüm Yorumlar TÜM YORUMLARI LİSTELE ( 1 Yorum)

Tüm Yorumlar Araf'ta kalan ruhlara ne olur?  (18.02.2016)
Tüm Yorumlar Ne Oldu Bize?¹  (10.12.2015)
Tüm Yorumlar 1 Kasım seçimlerine genel bir bakış...  (03.11.2015)
Tüm Yorumlar Seçime 10 kala  (23.10.2015)
Tüm Yorumlar TÜM YAZILARINI LİSTELE
YAZARLAR
İlknurYAMAK İlknur YAMAK
Çiftlik´in gri, ruhsuz binaları dökülüyor
ŞenolÇAKIR Şenol ÇAKIR
Siz kimi okşatıyorsunuz?
Prof. Dr. FundaELMACIOĞLU Prof. Dr. Funda ELMACIOĞLU
Vücutta tuz kaybı hayatı tehdit eder
Prof. Dr. HakanALTINTAŞ Prof. Dr. Hakan ALTINTAŞ
Akademik Yapıdaki İllegal Terör Örgütleriyle Mücadelede Yöntem Önerisi –II
Prof.Dr. İsrafilBALCI Prof.Dr. İsrafil BALCI
´Muhammed´ filmi üzerine
Doç.Dr. HasanAYDIN Doç.Dr. Hasan AYDIN
Neleri Başaramadık?
Prof. Dr. KemalARI Prof. Dr. Kemal ARI
Türkçe´nin diriliş hamleleri
FundaÖZYURT Funda ÖZYURT
Bu hikaye tipik bir Anadolu höyüğünün sıra dışı hikâyesidir
Cüneyt MUMCU Cüneyt  MUMCU
Araf'ta kalan ruhlara ne olur?
Dr. YavuzDİZDAR Dr. Yavuz DİZDAR
Kokoreç neden çok kıymetlidir?
Tüm Yazarlarımız
RÖPORTAJLAR
Samsun´un efsane ismi: Yıldıray Çınar
Diğer Röportajlar  
Takip Et:
EN ÇOK OKUNANLAR
Bugün Dün Bu Hafta Bu Ay
SON YORUMLANANLAR
» Samsun´da silahlı saldırıya uğrayan Doğan Kılınç hayatını kaybetti
» Samsun Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı emekliliğini istedi
» Terme ilçesinin yeni imar planı askıya çıktı
» Samsunlu emekli özel harekat polisi yanarak hayatını kaybetti
» Samsun´da korkunç ölüm: Otobüsün sürüklediği Yazgı Önal hayatını kaybetti
» Diyarbakır´da Özel Harekat Polisi Ahmet Alp Taşdemir şehit oldu, 9 polis yaralandı
» Akaryakıta zam geldikçe KDV de artıyor
» Samsun´da üzerinden traktör geçen İbrahim Altun hayatını kaybetti
» Samsun´da Cinayet: Serdal Göktaş, silahlı saldırıda öldürüldü
» TMMOB Samsun İl Koordinasyon Kurulu: Lojistik Köy Projesi hukuka aykırı
KONUK YAZARLAR
BAYRAKTAROĞLU   Kağan  BAYRAKTAROĞLU
"Herkes ölür ama herkes gerçekten yaşamaz..."
Diğer Konuk Yazarlarımız  
HAVA DURUMU