Ana Sayfa | Reklam | Sitene Ekle | Künye | İletişim | Arşiv | Gizlilik Sözleşmesi (Privacy Policy) | Site Haritası | RSS
Foto Galeri Video Galeri Yazarlar Konuk Yazarlar İletişim
21 Kasım 2017 Salı
GÜNDEM ASAYİŞ SİYASET KARADENİZ EĞİTİM EKONOMİ KÜLTÜR SANAT DÜNYA ÇEVRE SAĞLIK SPOR GENEL

Kurban, Kan ve Bayram- I

Prof.Dr. İsrafil-BALCI
Prof.Dr. İsrafil
BALCI

Kurban, Kan ve Bayram I

Kurban bayramını yeni uğurlamış olduk. Tüm okurlarım ve gönül dostlarımın bayramlarını gecikmeli olarak tebrik ediyorum. Aslında bayram öncesinde yazmayı düşündüğüm bu yazıyı, elimde olmayan nedenlerle ancak bugün paylaşabildim.

Allah’a yakınlık (kurbet) sağlamak amacıyla belli zaman diliminde belirli özelliklerdeki hayvanları kesmeyi ifade eden kurban kavramı, geleneksel anlayışta İslâm’ın en temel ibadetlerinden birisi olarak kabul edilir. Tarihi geçmişi Hz. İbrahim’e kadar dayanan kurban ibadeti, ilâhî dinlerin hepsinde vardır (el-Hac 22/34). Hz. İbrahim zamanında çeşitli hayvanların Tanrı’ya sunulduğuna dair açıklamalar Yahudi kutsal metinlerinde yer alır.(1) Beşeri dinî geleneklerde de kurban ritüelinin mevcut olduğunu hatırlatalım. Kur’an ayrıntı vermez, ancak Hz. Âdem’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim ettiklerine işaret eder (el-Mâide 5/27).

İslâm’dan önceki asırlarda tapınılan tabiatüstü varlıklara yakınlaşmak, onları memnun etmek, bir şey istemek veya bağışlanma dilemek gibi amaçlarla kurbanlar sunulurdu. Kurban sunan kişi bu sayede tabiatüstü güçle yakınlık kurduğuna inanırdı. Cahiliye Arap geleneğinde de kurban kesme uygulaması vardı. Mekke’ye hakim olan Kureyş kabilesi mensupları, haram aylar (eşhuru’l-hurûm) olarak nitelenen Hac aylarında Kabe’yi ziyaret için gelen hacı adaylarının iaşe (yedirme-içirme) ihtiyaçlarını karşılamayı dinî bir görev olarak telakki eder ve misafirlerine kurban kesip dağıtırlardı. Bunun yanı sıra akîka, atîre veya fera gibi değişik isimler altında çeşitli kurbanlar kesiliyordu,(2) kurbanlar tapındıkları putlar adına kesildiği için bu ibadet bütünüyle şirk aracına dönüştürülmüştü. Kurban keserek putları memnun ettiklerini düşünen Araplar, bu sayede Allah’a yaklaştıklarına inanıyordu.

Kurban ibadeti Medine döneminin ikinci yılından sonra Hz. Peygamber tarafından uygulanmış ve İslâm’ın en önemli ibadetlerinden birisi haline gelmiştir. Kur’an hac ibadeti sırasında kesilecek kurbanlarla ilgili bazı hükümlerden bahseder. (3) Ancak doğrudan emir olarak yer almadığı için kurban kesmenin farz olup olmadığı konusunda bir mutabakat yoktur.  Bu yüzden geleneksel fıkıhtaki kaideler, büyük oranda rivayetlerdeki açıklamalara dayanır. Özellikle hadis literatüründe, hac ve umre esnasında kesilen kurbanlarla ilgili zengin bir rivayet örgüsünün bulunduğunu hatırlatalım.

Genellikle Kurban Bayramı namazlarında okunan Kevser suresinin ikinci ayetindeki ve-nhar kelimesinin de kurban kesme emrine işaret ettiğine dair yorumlar yapılsa da, bunun doğru olmadığını belirtmeliyim. Zira mezkûr sure Mekke’de ilk nazil olan surelerdendir. Kurban ise Medine döneminin ikinci yılından sonra Resulüllah tarafından uygulanmış bir ibadettir. Dolayısıyla bu surenin Kurban kesmekle bir alakası yoktur.

Kur’an’da doğrudan bir emir yer almasa da, gerek hac ve umre yapanlar gerekse diğer şahısların, Hz. Peygamber’in söz ve uygulamasını esas alarak kurbanlarını kestikleri ve bunun yaygın bir kabul haline geldiği bilinmektedir.

Kurbanlar genellikle Bayram’ın birinci günü kuşluk vaktinde kesildiği için, literatürde edha (duha/udhiyye) kavramıyla ifade edilir. Malum olduğu üzere “bayram” kelimesi Farsçadır. Hac ve umrede kesilen kurbanlar için, “sunulan veya sevk edilerek götürülen şey” anlamına gelen hedy kavramı kullanılır.

İslâm’la birlikte bu ibadette ortaya çıkan en temel değişiklik, putlar adına kesilen hayvanların Allah adına kesilmesidir. İslâm inancı kurban edilen hayvanların Allah adına kesilmesi ilkesini getirerek şirk inancını tümüyle bertaraf etmiştir. Hatta putlar adına kesilen kurbanları murdar saymıştır. (4) Bu yüzden hayvanlar boğazlanırken Allah adına kesildiğini ifade etmek için “Allahu Ekber/Allah En Büyüktür” ifadesi kullanılır. Hz. Ali isnadlı bir rivayette Hz. Peygamber’in son vasiyetlerinden birisinin putlar adına kurban kesmeyi kesin bir dille yasakladığı söylenir, (5)

Hz. İsmail’in Kurban Edilme Hikâyesi; İshâk mı İsmail mi?

Hz. İbrahim’den günümüze kadar intikal eden kurban kesme geleneğine birçok din dışı yorum veya mitolojik unsur karıştırılmıştır. En dikkat çeken yanlış telakkilerden birisi, güya Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etmek istemesi ve oğlunu boğazlayacağı zaman melek vasıtasıyla gökten bir koçun gönderilerek yerine onun kesilmesinin emredildiğine dair inanıştır. Üstelik bu telakki, kimi ayetlerle referanslandırılır. Oysa ilgili ayetlerin mealinden böyle bir yorumu çıkarabilmek mümkün değildir. Sözü edilen ayetlerin öncesinde, Hz. İbrahim’in inkârda direnen kavminden ümidini kestiği, bu nedenle Kenan diyarına hicret ederek kendisine hayırlı bir evlat nasip etmesi için Rabbine dua ettiğine işaret edilir. Müteakip ayetlerde ise şu açıklamalar yer alır:

 (İbrahim) “Rabbim bana hayırlı/faziletli kullarından olan bir evlat bağışla” diye dua etti. (6) Biz de kendisine yumuşak huylu, sabırlı, ağırbaşlı bir oğul vereceğimizi müjdeledik. (7) O çocuk babasının yaptığını (gayesini) anlayacak erişkinliğe gelince, İbrahim ona “Canım oğulum! Rüyamda (Allah’ın emri gereği) seni kurban ettiğimi gördüm. Bir düşün, bu işe ne dersin?” dedi. Çocuk “Babacığım! Sen emredileni yap, Allah’ın izniyle benim sabırlı birisi olduğumu göreceksin.” dedi. (8) Sonunda her ikisi Allah’ın emrine tam bir teslimiyet gösterdi. İbrahim oğlunu alnı üzere yatırınca, Biz ona şöyle seslendik: “Ey İbrahim!” (Sen bu teslimiyetinle) rüyanın gereğini yerine getirmiş oldun. (Oğlunu kurban etmenden seni muaf tuttuk).” Biz emrimize teslimiyet gösterenleri işte böyle ödüllendiririz.(9)

Dikkat edilirse ayetlerden Hz. İsmail veya başka bir isimden hiç bahsedilmez. Ancak İslâmî gelenekteki yoruma veya yaygın kabule göre, burada sözü edilen zebih veya  “salih/hayırlı evlattan” kasıt Hz. İsmail’dir. İddiaya göre yaşı hayli ilerlemiş olan Hz. İbrahim kendisine çocuk nasip olması durumunda bunu kurban edeceğine dair Rabbine söz vermiş, duası kabul olmuş ve Hz. İsmail doğup belli yaşa gelince, vaadini gerçekleştirmek için Hz. İbrahim harekete geçmiş, ancak gökten bir koç indirilerek son anda Hz. İsmail kurban edilmekten kurtarılmıştır. Böylece hayvan boğazlama/kurban etme inanışı, Hz. İbrahim’in öğretisinin bir vecibesi olarak vazedilmiştir. Oysa ayetlerin mesajından bu yorumu veya Hz. İsmail’in kurban edilmek istendiğini teyit etmek mümkün olmadığı gibi, bu telakki bütünüyle İslâm akidesiyle de örtüşmeyecek iddialar içermektedir.

Hemen belirtelim ki, Hz. İsmail’e uyarlanarak anlatılan bu hikâyenin aynısı, Yahudi kutsal metinlerinde Hz. İshâk için anlatılır (Tekvîn, 22/1-19). Tevrat’ta yer alan açıklamalara göre Hz. İbrahim’in eşi Sâre’den çocuğu olmuyordu. İbrahim hayli üzülünce Rab ona çocuk sahibi olacağını müjdelemiştir (Tekvîn, 15/2-5). Çocuğu olmayan Sâre eşinin Hacer’le evlenmesine izin vermiş ve Hz. İsmail doğmuştur. Ancak daha sonra Sâre’den de Yahudilerin ikinci atası olan İshâk dünyaya gelmiştir.

Malum olduğu üzere Hz. İbrahim’in iki oğlundan birisi olan Hz. İshâk’ın soyundan Yahudiler, Hz. İsmail’in soyundan ise Araplar gelmektedir. Dolayısıyla Yahudilerle Araplar’ın ataları amca çocuklarıdır. Zamanla İslâm inancı, Yahudi geleneğindeki Hz. İshâk ile ilgili bu telakkiyi Hz. İsmail’e uyarlamıştır. Hatta bunun bir ileri adımı olarak da, Hz. Peygamber’in babasının kurban edilmek istenmesiyle ilgili hikâye ile bu hikâye arasında da benzerlik kurulmuştur.

Yahudi kutsal metinlerinde Hz. İshâk için anlatılan olay, Hz. İsmail’e uyarlamışsa da İslâm kaynaklarında bile sözü edilen evladın Hz. İshâk olduğuna dair birçok rivayet bulunmaktadır. En erken dönem müfessirlerden olan Mukatil b. Süleyman (10) veya Taberî (11) gibi birçok müfessir, ayetlerde sözü edilen salih evladın Hz. İshak olduğunu söyler. Mukatil, Zâriyât suresi ile ilgili açıklamalar yaparken hayli ilerlemiş yaşına rağmen Hz. İbrahim’in çocuk sahibi olacağı müjdesi (Zâriyât 51/28-30) ile kast edilen evladın Hz. İshâk olduğunu ayrıca vurgular.(12) Bunun yanı sıra Abbâs b. Abdulmuttalib, oğlu Abdullah (İbn Abbâs), Hz. Ali, Hz. Ömer, oğlu Abdullah (İbn Ömer), Said b. Cübeyr, İkrime, Mücâhid, Katâde, Zührî gibi önemli sahabi veya otoriteler de, ayetlerde sözü edilen evladın Hz. İshâk olduğunu belirtmişlerdir.(13)

Bu arada şunu da belirtelim ki, yukarıdaki ayetlerde sözü edilen olay fiili olarak gerçekleşmiş değildir. Dikkat edilirse olay Hz. İbrahim’in bir rüyası olarak anlatılmaktadır. Kur’an bu hadiseye işaret ederken aslında Hz. İbrahim ve oğlunun samimiyet testine tabi tutulduğunu ve bu sınavı geçtiklerini ifade ederek Allah’a teslimiyetin önemine dikkat çeker. Yani olayın kendisi gerçekte yaşanmış bir hadise değil, rüyada görülen bir hadisenin anlatımıdır. Nitekim âyetlerde Hz. İbrahim’in rüyasında oğlunu kurban ettiğini gördüğüne, Allah’ın emri olarak gördüğü bu olayı gerçekleştirmek için teslimiyet gösterdiğine ve rüyasında yaşadığı bu hadiseyle samimiyet sınavını geçtiğine işaret edilir. Diğer bir deyişle gerçekte insanın kurban edilmesinden asla bahsedilmez. Bu telakkiye dair yanlış anlayışı bir sonraki yazımda daha ayrıntısı ile ele alacağımdan burada hacmi genişletmemek için detaya girmeyeceğim.

Hz. İsmail’in Kurban Edilme Hikâyesi ile Peygamber’in Babasının Kurban Edilmesi Hikâyesi Arsında Kurulan İlişki

İddialara göre Hz. Peygamber’in dedesi Abdulmuttalib, Kâbe’nin Hicr bölümünde uyurken rüyasında daha önce Huzaalılar tarafından kapatılıp yeri kaybedilen Zemzem kuyusunun mekânını görmüş ve bu şekilde suyun kaynağını bularak Kâbe’yi ziyarete gelenlerin hizmetine sunmuştur. Ancak suyun tasarrufunun tamamen kendisine ait olmasından rahatsızlık duyan rakipleri ona engel olmuşlar. O sırada Hâris’ten başka oğlu olmayan Abdulmuttalib kendisini korumasız ve zayıf hissetmiş ve Allah’a yakararak şayet on oğlu olursa birisini kurban edeceğine dair vaatte bulunmuştur. Neticede duası kabul edilmiş ve onuncu çocuk olarak Resulüllah’ın babası Abdullah doğup belli bir yaşa gelince, vaadini gerçekleştirmek için Hübel putunun önünde fal oku (kura) çekmiş; bu kura tesadüfen en çok sevdiği oğlu Abdullah’a isabet etmiştir.

Çocuğu kurban edeceği sırada Abdulmuttalib’in kızları ve dostları araya girip Medine’de bulunan Secâh adlı bir kâhin kadına müracaat etmesini ve onun önerisi doğrultusunda bir çözüm bulmasını önermişler. Abdulmuttalib Medine’ye gidip kâhinle görüşmüş, onun tavsiyesi üzerine adam öldürme bedeli olarak on deve karşılığında oğlu ile develer arasında kura çekmesini söylemiş. Şayet kura çocuğa çıkarsa, her seferinde onar onar artırmak suretiyle develere isabet edinceye kadar develerin miktarını artırmasını ve bu sayede vaadinin gerçeklemiş olacağını önermiş. Abdumuttalib develer ile çocuk arasında kura çekmeye başladığı zaman ancak onuncu seferde kura develere isabet etmiş ve böylece 100 deve kesip edip oğlu Abdullah’ı kurban etmekten kurtarmıştır.

Dikkat edilirse hikâyede Hz. İbrahim’le Abdulmuttalib eşleştirilirken, Hz. İsmail ile de Abdullah eşleştirilerek kare tamamlanmış ve iki hikâye arasında paralellik kurulmuştur. Anlatının aslı ise Yahudi mitolojisidir. Oysa Abdullah’ın kurban edilmesi hikâyesi de, tıpkı Hz. İsmail’in kurban edilmesi anlatıları gibi baştan aşağı çelişkilerle doludur ve de asılsızdır. Örneğin rivayetlerde Abdullah’ın onuncu çocuk olarak dünyaya geldiği ve bu nedenle kardeşlerinin en küçüğü olduğu söylenir, ancak kardeşlerinin en küçüğü olmadığı kesindir. Dikkat edilirse Abdulmuttalib’in çocuklarından Abbâs, Resulüllah’tan üç yaş büyüktür. Diğer amcası Hamza ise ay farkı ile onunla yaşıttır. Nitekim Hz. Peygamber Hamza ile birlikte Süveybe’den süt emmiştir. Bu durumda Abdullah’ın daha büyük olduğunu anlıyoruz. Sadece bu detay bile hikâyenin tümden hayali kurgu olduğunu ortaya koymak için kâfidir. Daha ilginci ise Abdulmuttalib’in on erkek çocuğunun bir arada bulunmamış olmasıdır. Diğer detayları merak edenler benim Peygamberlik Öncesi Hz. Muhammed isimli kitabıma bakabilirler.

Buraya kadar, ana hatlarıyla kurban ibadetinin kutsal metinler ve rivayetlerdeki özünü anlatmaya çalıştım. Bir sonraki yazımda, kan üzerinden kutlanan Bayram ve günümüzdeki kurban kesme uygulamasıyla dair hususlara değineceğim.



1) Tekvîn, 8/20, 13/18, 15/7-11, 17-21.
2) EbûDâvûd, “Dahaya”, 19, 20, 21; Nesâ’î, “Fera’ ve Atîre”, 2; Tirmizî, “Edahi”, 15.
3) el-Bakara 2/196; el-Mâide 5/2, 95, 97; el-Hac 22/28, 36, 37; el-Feth 48/25.
4) el-Bakara 2/173; el-Mâide 5/3; el-En‘âm 6/121, 145; en-Nahl 16/ 115.
5) Buhârî, “Edebü'l-Müfred”, 20.
6) Saffât 37/100.
7) Saffât 37/101.
8) Saffât 37/102.
9) Saffât 37/103-105.
10) Muḳātil b. Suleymān, et-Tefsīr, III, 613.
11) Ṭaberī, Cāmiʿu'l-Beyān, XXI, 74-75.
12) Muḳātil b. Suleymān, et-Tefsīr, IV, 130.
13) Neḥḥās, İʿrābu'l-Ḳurʾān, III, 291-92.


 Yorum Yaz
  Ad, Soyad:
  Konu:
  Mesaj:

Toplam 0 Yorum Bulunmaktadır
Yorum Yaz Bu yazıya henüz bir yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

Tüm Yorumlar ´Muhammed´ filmi üzerine   (08.11.2016)
Tüm Yorumlar Allah ve Resulü’ne Din Öğretme Hadsizliği  (25.08.2016)
Tüm Yorumlar Sünni Dinciliğinin Kodları ile FETÖ İtlafı!  (21.08.2016)
Tüm Yorumlar Fetullah İbn Ziyad ve Ordusu  (18.08.2016)
Tüm Yorumlar FET֒yü Halletmek Çözüm mü?  (12.08.2016)
Tüm Yorumlar Âlim ve İlim Adamı Farkı  (09.08.2016)
Tüm Yorumlar “Asrın Müceddidliğinden!” Darbe İmamlığına   (06.08.2016)
Tüm Yorumlar TÜM YAZILARINI LİSTELE
YAZARLAR
İlknurYAMAK İlknur YAMAK
Çiftlik´in gri, ruhsuz binaları dökülüyor
ŞenolÇAKIR Şenol ÇAKIR
Siz kimi okşatıyorsunuz?
Prof. Dr. FundaELMACIOĞLU Prof. Dr. Funda ELMACIOĞLU
Vücutta tuz kaybı hayatı tehdit eder
Prof. Dr. HakanALTINTAŞ Prof. Dr. Hakan ALTINTAŞ
Akademik Yapıdaki İllegal Terör Örgütleriyle Mücadelede Yöntem Önerisi –II
Prof.Dr. İsrafilBALCI Prof.Dr. İsrafil BALCI
´Muhammed´ filmi üzerine
Doç.Dr. HasanAYDIN Doç.Dr. Hasan AYDIN
Neleri Başaramadık?
Prof. Dr. KemalARI Prof. Dr. Kemal ARI
Türkçe´nin diriliş hamleleri
FundaÖZYURT Funda ÖZYURT
Bu hikaye tipik bir Anadolu höyüğünün sıra dışı hikâyesidir
Cüneyt MUMCU Cüneyt  MUMCU
Araf'ta kalan ruhlara ne olur?
Dr. YavuzDİZDAR Dr. Yavuz DİZDAR
Kokoreç neden çok kıymetlidir?
Tüm Yazarlarımız
RÖPORTAJLAR
Samsun´un efsane ismi: Yıldıray Çınar
Diğer Röportajlar  
Takip Et:
EN ÇOK OKUNANLAR
Bugün Dün Bu Hafta Bu Ay
SON YORUMLANANLAR
» Samsun´da silahlı saldırıya uğrayan Doğan Kılınç hayatını kaybetti
» Samsun Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı emekliliğini istedi
» Terme ilçesinin yeni imar planı askıya çıktı
» Samsunlu emekli özel harekat polisi yanarak hayatını kaybetti
» Samsun´da korkunç ölüm: Otobüsün sürüklediği Yazgı Önal hayatını kaybetti
» Diyarbakır´da Özel Harekat Polisi Ahmet Alp Taşdemir şehit oldu, 9 polis yaralandı
» Akaryakıta zam geldikçe KDV de artıyor
» Samsun´da üzerinden traktör geçen İbrahim Altun hayatını kaybetti
» Samsun´da Cinayet: Serdal Göktaş, silahlı saldırıda öldürüldü
» TMMOB Samsun İl Koordinasyon Kurulu: Lojistik Köy Projesi hukuka aykırı
KONUK YAZARLAR
BAYRAKTAROĞLU   Kağan  BAYRAKTAROĞLU
"Herkes ölür ama herkes gerçekten yaşamaz..."
Diğer Konuk Yazarlarımız  
HAVA DURUMU