Ana Sayfa | Reklam | Sitene Ekle | Künye | İletişim | Arşiv | Gizlilik Sözleşmesi (Privacy Policy) | Site Haritası | RSS
Foto Galeri Video Galeri Yazarlar Konuk Yazarlar İletişim
25 Kasım 2017 Cumartesi
GÜNDEM ASAYİŞ SİYASET KARADENİZ EĞİTİM EKONOMİ KÜLTÜR SANAT DÜNYA ÇEVRE SAĞLIK SPOR GENEL

Ne güzeldir yollarda olmak şimdi...

Mehtap -YILDIZ
Mehtap
YILDIZ

Yollar, yolculuklar... İlla da yolcu olmak, yollarda olmak... Gezgin için ulaşmak değil, yolda olmaktır anlamlı olan. Nereye gittiğinin önemi olmadan ülkelerin, şehirlerin, köylerin, kavşakların, durakların, yaşamların, kültürlerin, duyguların kesişmesine tanıklık... İnişler, çıkışlar, virajlar, zorluklar, düzlüklerle, yaşam kadar sürprizli ve akıcı yollar...

Gizemli masallardaki gibi; gidişlerde hep umut, heyecan ve tatlı bir telaş, dönüşlerdeyse tüketilmişliğin verdiği iç sıkıntısı ve yorgunluğu ile biraz iç buran yollar. Yollar, yolcular... Yine de bitmek tükenmek bilmeyen yollarda yolcu olmak güzel... En azından gidecek bir yer, koyacak bir nokta ya da virgül olması, umut olması yani...

Yolcu açısından böyledir; başlangıcı ve bitişi belli. Yolculuklarda hep uzun yol şoförleri gelir aklıma; tır, kamyon, otobüs... Her gün yollarda, üstelik gidiş gelişlerle neredeyse artık ezberlenmiş yollarda. Dört tekerlek üzerinde neredeyse hiç durup dinlenmeden geçen günler, aylar, yıllar... Ne monoton, ne sıkıcıdır kimbilir! Yolcu ve hancı sözcüğü çok uyar bu durumu tanımlamaya aslında...

Yoldayım bunları karalarken... Ankara -İstanbul arasının doğası doyumsuz güzelliktedir. Bir yılan gibi kıvrılan ve bir hareketi bir daha asla tekrar etmeyen otobanın, bahar ve yaz aylarındaki ışıltısı, morun en açığından koyusuna tüm tonlarını taşıyan dağları büyüleyicidir her zaman... Şekilden şekile girerek oyunlar oynayan bulutları, mevsime göre bacalarından incecik dumanların yükseldiği minik ve şirin köyleri ile şoförleri de yolcuları da diri tutmasını bilir her koşulda. İklimlerden ilk ya da sonbaharsa, bulutları yere indiren sis eşlik eder size. Hele kar ince bir kontür çekmişse tepelerin ve dağların girinti ve çıkıntılarına, değmeyin yolculuğun keyfine...

Neler yaşanır yolculuklarda; her biri öykü tadında ne senaryolar doğar kimbilir? Çoğumuz yaşamışızdır, vardır belleklerde buna benzer duygular ya da anılar.

Yıllar önce Adana'dan Ankara'ya dönüş yolundayım, henüz geniş otobanların olmadığı yıllarda... Otobüs firmasını şimdi hatırlamıyorum, hatırlasam yazardım teşhir için ama adı bile kalmamıştır şimdilerde sanırım. Bir öğle vakti hareket ettik. Muavinin buram buram yapaylık kokan yol bilgileri ve iyi yolculuklar söylemi gecikmeden hedefi buldu. Şöyle bir kıpırdanıp yol havasına giremeden daha, şoförün keyfine göre seçtiği, ciyak ciyak bağıran bir sese eşlik eden korkunç bir müzik doldurdu otobüsü. Yandık dedim içimden, bu yol bitmez! Bu tip durumlarda yapacak çok şey yoktur aslında.Ya cd çalarını veya walkmen'inin kulaklığını takıp kendi müziğini yapacaksın ya da yanında tıpa taşıyıp kulaklarını tıkayacaksın! Yola çıkalı henüz yarım saat oldu olmadı, dayanılır gibi değil. Eller baş üstündeki kapama düğmelerine uzandı ama ne çare, sonuç değişmedi. Şikayetçi olan sadece ben değildim. Ortalarda oturan bir adam sinirlenerek çağırdı muavini ve ses uyarısı yaptı şoförün de duyacağı bir şekilde. Ama şoförde racon çizdirecek göz yok, tınmadı bile, yola devam... Adam bir süre daha homurdandı ama daha fazla dayanamadı. Bir ağız dalaşı başladı ama evlere şenlik... Uzadı da uzadı, yolcu; tartışmanın şiddetiyle kendinden geçmiş halde aniden yerinden fırladı ve öne seğirttiği gibi şoföre bir yumruk patlattı. Şoför de görevini, nerede olduğunu unutup koltuktan zıpladığı gibi adama girişti. Direksiyon boşta... Allaha emanet! Kimileri araya girmeye, ayırmaya çalışıyor ama ne mümkün. Korkudan panikten hepimiz ayaktayız, çığlık çığlığa yüreğimiz ağzımızda. Savruluyoruz yolun dışına doğru. Bağrışlarımızla şoför kendine gelip son anda direksiyona hamle yapıyor. Derin bir ohhh dökülüyor dudaklarımızdan. Yolcu sinir krizleri geçiriyor zorla oturtulduğu koltuğunda, şoför dersen ondan beter, kıpkırmızı suratı, burnundan soluyor. Gel de o moralle sürücü ya da yolcu ol ve yola devam et! Her iki taraf da yol boyu kendine gelemedi. Ankara'ya nasıl geldik bilmiyorum, ama ciyaklayan sesi bir daha duymadığımı hatırlıyorum. Ne kadar abes bir tablo...

Bir Güneydoğu dönüşümü de hiç unutamam. Bu kez kesin dönüş yapıyorum, yanımda bana eşlik eden dostlarımla. Uzun yol, bel sorunum var ve yastıksız yapamıyorum, Otobüs firmalarının; onlarca yolcunun teri, kokusu sinmiş, üstü kepek dolu yastıklarına muhtaç olmamak için de hep kendi yastığımı taşırım. Bir de üzerinde kıvıl kıvıl dolaşan mikro organizmaları hayal ettikçe içim dışıma çıkar hep, asla almam. Üzerinde kedi resmi olan minik yastığım kah belimde, kah başımın altındadır tüm yolculuklarımda. Özel yeri vardır bende, çok şey paylaşmışızdır onunla. Bu kez de rituel değişmedi ve firma o çok kullanılmış yastık servisini yaparken, ben kedili yastığımla bütünleşmiştim bile.

Gece yolculuğu, uzun yol ve verilen ilk mola. Çay, ihtiyaç her neyse döndük geldik yerlerimize. O da ne! Benim yastık yerinde yok! Allah allah nereye gider? Sağa bak, sola bak yok. Hostesi çağırdım;

- Kedili bir yastığım vardı, moladan sonra yokoldu. Yolculara sorar mısınız? dedim.

Hostes, görüntü itibariyle; sanki o hatta değil de Paris-Frankfurt seferini yapan bir uçaktaki meslekdaşları kadar alımlı, bakımlı, sevimli, çıtı pıtı bir kız. Gülmemek için kendini zor tutarak, başladı yolcuları tek tek dolaşıp sormaya tüm kibarlığı ile;

- Ondört numarada oturan hanımefendinin kedili yastığı kayboldu, gördünüz mü?

Bir iki kıkırdaşma oldu. Ben de durumun komikliğinin farkındayım ama nasıl olur? Asla vazgeçmem yolculuklarımın sadık arkadaşından. Bu arada arkadaşlarım da işin eğlencesindeler, espriler havada uçuşuyor;

- Pisi pisi dersek gelir mi? Miyavvvv.

Bir otobüs kolaçan edildi, yok! Yastık bulunamadı. Beni memnun etmek için başka yastıklar bulunup getirildi ama ne mümkün, sinirden çatlıyorum. İstemem! Kedili yastığım da kedili yastığım... Artık umudu kestim ama yine de söylenip duruyorum mırıl mırıl ki, yan taraftaki arkadaşım;

- Aaa! Senin Yastık! diye pek bir heyecanla bağırdı. Hemen önümde kaykılmış yatan ihtiyar amcayı işaret ederek... Hostes kızımız hemen müdahale etti;

- Amca iki saattir arıyoruz, o yastık hanımefendinin verir misiniz? dedi.

Amca, aynen;

- Amaaan, al yastığını üstüne mi yattık! diye fırlattı attı canım yastığımı!

- Evet amca, gözümle gördüm üstüne yattığını! demek vardı, ama anlaşıldı ki amcanın kulakları çok ağır işitiyormuş ve olandan bitenden haberdar olamamış. Ama amcam öyle bir abanmış ki üstüne, benim kedinin canı çıkmış, perişan! Olsun, kavuştuk yaa! Çok mutluyum.

İşin bir başka komik yanı; bir molada şoför değişti, gecenin sessizliğinde hostes yanına oturmuş tane tane ve ciddiyetle ona anlatıyor;

- Bil bakalım neler oldu sen uyurken? Ondört numarada oturan hanımefendinin kedili yastığı kayboldu! Ara tara bulamadık, diye başlayıp, dünyanın en önemli olayını anlatıyor havalarına bürününce ve şoför de aynı ciddiyetle dinlemeye başlayınca kopmamak mümkün mü? Hiç unutamam bunu ve yıllar geçmiş olsa da, hala sevgili yastığıma her baktığımda gülümsememe engel olamam.

Eeee, nereden nereye! Yol bu götürür işte böyle, kah geçmişe, kah geleceğe. Umuda benzer yolculuklar demiştik, tükensin istenmez. Bir yerlere varmak değil, yol almaktır aslolan... Payımıza düşense; hafifce arkamıza yaslanıp, önümüzden akıp gidenin keyfini sindire sindire yaşamaktır bir şiir güzelliğinde.


 Yorum Yaz
  Ad, Soyad:
  Konu:
  Mesaj:

Toplam 2 Yorum Bulunmaktadır
Sinan Niron
04.10.2014 17:30:16  Muhteşem
Ben bu Ankara Emek Gazetecilik lilerin sınırsız yetenekleri olduğuna inanıyorum..Emeklerine sağlık can dostum..

Nuran Esen
03.10.2014 13:30:01  Yol arkadaşlığı
Çok güzel anlatmışsın Mehtapcığım.Hani bir de yanında oturan, bir çırpıda hayatını anlatır ya. İnsanın kendi kendini terapi etmesinin ne güzel bir yoluymuş meğer.Epey kızardım çok konuşana.Oysa akrabasına anlatsa derdini bütün sülale konuşacak,komşusuna anlatsa mahalle çalkalanacak.Bir daha belki hiç karşılaşmıyacağı birine derdini anlatarak ne güzel rahatlarmış insan...

Tüm Yorumlar TÜM YORUMLARI LİSTELE ( 2 Yorum)

Tüm Yorumlar Geçmişte gezinti...  (16.11.2014)
Tüm Yorumlar Anılarla belleğe...  (08.09.2014)
Tüm Yorumlar TÜM YAZILARINI LİSTELE
YAZARLAR
İlknurYAMAK İlknur YAMAK
Çiftlik´in gri, ruhsuz binaları dökülüyor
ŞenolÇAKIR Şenol ÇAKIR
Siz kimi okşatıyorsunuz?
Prof. Dr. FundaELMACIOĞLU Prof. Dr. Funda ELMACIOĞLU
Vücutta tuz kaybı hayatı tehdit eder
Prof. Dr. HakanALTINTAŞ Prof. Dr. Hakan ALTINTAŞ
Akademik Yapıdaki İllegal Terör Örgütleriyle Mücadelede Yöntem Önerisi –II
Prof.Dr. İsrafilBALCI Prof.Dr. İsrafil BALCI
´Muhammed´ filmi üzerine
Doç.Dr. HasanAYDIN Doç.Dr. Hasan AYDIN
Neleri Başaramadık?
Prof. Dr. KemalARI Prof. Dr. Kemal ARI
Türkçe´nin diriliş hamleleri
FundaÖZYURT Funda ÖZYURT
Bu hikaye tipik bir Anadolu höyüğünün sıra dışı hikâyesidir
Cüneyt MUMCU Cüneyt  MUMCU
Araf'ta kalan ruhlara ne olur?
Dr. YavuzDİZDAR Dr. Yavuz DİZDAR
Kokoreç neden çok kıymetlidir?
Tüm Yazarlarımız
RÖPORTAJLAR
Samsun´un efsane ismi: Yıldıray Çınar
Diğer Röportajlar  
Takip Et:
EN ÇOK OKUNANLAR
Bugün Dün Bu Hafta Bu Ay
SON YORUMLANANLAR
» Samsun eğitim camiası yasta: Merve öğretmen kazada hayatını kaybetti
» Gece kızı zayıflama çayı siparişinde kampanyalı fiyat
» Samsun´da silahlı saldırıya uğrayan Doğan Kılınç hayatını kaybetti
» Samsun Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı emekliliğini istedi
» Terme ilçesinin yeni imar planı askıya çıktı
» Samsunlu emekli özel harekat polisi yanarak hayatını kaybetti
» Samsun´da korkunç ölüm: Otobüsün sürüklediği Yazgı Önal hayatını kaybetti
» Diyarbakır´da Özel Harekat Polisi Ahmet Alp Taşdemir şehit oldu, 9 polis yaralandı
» Akaryakıta zam geldikçe KDV de artıyor
» Samsun´da üzerinden traktör geçen İbrahim Altun hayatını kaybetti
KONUK YAZARLAR
BAYRAKTAROĞLU   Kağan  BAYRAKTAROĞLU
"Herkes ölür ama herkes gerçekten yaşamaz..."
Diğer Konuk Yazarlarımız  
HAVA DURUMU