Ana Sayfa | Reklam | Sitene Ekle | Künye | İletişim | Arşiv | Gizlilik Sözleşmesi (Privacy Policy) | Site Haritası | RSS
Foto Galeri Video Galeri Yazarlar Konuk Yazarlar İletişim
21 Kasım 2017 Salı
GÜNDEM ASAYİŞ SİYASET KARADENİZ EĞİTİM EKONOMİ KÜLTÜR SANAT DÜNYA ÇEVRE SAĞLIK SPOR GENEL

Yüreğinin sesini dinle...

Şenol-KUL
Şenol
KUL

Tanrı bize yaşamı armağan eder, onunla ne yapacağımıza kendimiz karar veririz. Ancak yaşamda sınırlı bir süremiz var ve bunun ne zaman dolacağı belli değildir. Bu sınırlı ve belirsiz süre içinde zamanımızı kullanmak üzere önümüzde sınırsız sayıda seçenek vardır.  Bu sınırlı zaman içinde odaklanacağımız ve kullanacağımız enerjileri seçeriz ve bu seçimler de hayatımızı belirler.

Doğduğumuz anda elimizde bir kullanma kılavuzu olmaz ve maalesef saat dünyaya geldiğimiz anda çalışmaya başlar. Ne zaman ve nasıl öleceğinizi seçemezsiniz ama nasıl yaşayacağınızı seçebilirsiniz. Hayat bir seçimler dizisidir. Sınırlı zamanımızı akıllıca kullanmak için sınırsız olasılıklar arasından doğru kararlar vererek seçimler yapmalıyız. Doğru seçimler için akıllı kararlar vermeliyiz. Aslında hayat art arda verdiğimiz kararların toplamıdır. Hayatımızın bir otomatik pilotu yoksa her gün kararlar veririz. Kaderimiz karar anlarında biçimlenir.

Zihnimiz şu soruyu sorar:

Anlamlı bir hayata giden doğru yolları seçmek için, sınırsız sayıda seçenekler arasında uygun kararları nasıl veririz?

Aklımızı, mantığımızı, zekamızı, bilgimizi, düşüncemizi, tecrübemizi kullanmak doğru kararlar için her zaman yeterli midir?

Yoksa, iç görümüze, sezgimize ve içimizden gelen ses’e mi güvenmeliyiz? Yani, aklın, mantığın, zekanın, eldeki somut bilgiye dayanarak oluşturduğu fikir ve düşüncenin oluşturduğu ses’e mi yoksa kendi inanç değerlerimize dayanarak iç görü ve sezginin yüreğimizde oluşturduğu ses’e mi kulak vermeliyiz? Kısacası, beynimizle mi yoksa yüreğimizle mi karar vermeliyiz? Hangi sesi dinlemeliyiz?

Yıl 1999. Aylardan kasım.

Bir rüyamın gerçekleşmesi için önüme çok güzel bir fırsat çıktı. Üniversitede hoca olan Amerikalı arkadaşımdan bir davet aldım. Uçak biletleri alınmış, kalınacak yer ayarlanmış, her şey dahil bir Amerika daveti. Üstelik profesyonel turist rehberliğimden dolayı daha önceden tanıştığım Amerika’da yüzlerce arkadaşım var. Yani yeni dünyayı keşfetmek için harika bir fırsat.

Ama bu fırsatı gerçekleştirmemin önünde bir engel var. Çünkü babamda kalp yetmezliği ortaya çıktı. OMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yatıyor ve  rutinleşen ziyaretlerim var.  Çok sevdiğim babamı kaybetmekten çok  korkuyorum. Daha da kötüsü Allah korusun ben Amerika da iken babama bir şey olursa, bu yükü ömür boyu üstümde taşıyamam. Kendimi hep suçlu hissederim.

Arkadaşım benden yanıt beklerken, benim zihnimde sorular uçuşuyor.  Kafam karma karışık. Aklım ve mantığım gidersen iyi olasılıklar şunlar, kötü olasılıklar bunlar diye bir sürü seçenekler sıralıyor. Ama bunlar benim zihnimdeki sorunun yanıtı değil. Asıl soru: Tanrının babama verdiği sınırlı ve belirsiz sürenin ne zaman dolacağıdır. Bu sorunun olasılık hesapları aklım ve mantığımda var ama yanıtı yok. Olasılıklar arasında kıvranıp duruyorum. Bir türlü karar veremiyorum. Yol ortasında kararsız kalanlara ne olduğunu biliyoruz. Ezilirler. Ezilmemek için çabalıyorum. Arkadaşlarıma soruyorum. Onlardan da farklı farklı fikirler çıkıyor. Soru sordukça olasılıklar artıyor ve bunun bana hiçbir yararı olmuyor.
Aklımızla karar veremediğimizde içimize döner ve yüreğimizin sesini dinleriz. İçimdeki ses: ‘Şenol, bu harika fırsatı kaçırma’ diyor.  Ne yapacağımı bilmez bir halde çıkmaz sokakta dolanırken son çarenin hastane odasındaki babam olabileceği aklıma geliyor.  Ama Korkuyorum. İçimdeki ses git derken ya babam gitme derse?  Daha da kötüsü ‘ben can derdindeyken sen kendi keyfini düşünüyorsun’ derse diye kara kara düşünüyorum.  Aklım ve mantığım ‘bu durumdaki adama bu sorulmaz’ derken içimdeki ses bana ‘güvenmiyorsan git babana sor’ diyordu. Sonunda yüreğimin sesini dinledim ve babama sormaya karar verdim. Tüm cesaretimi toplayarak babama durumu anlattım ve sordum:

- “Baba, seni çok seviyorum. Senin için her şeyi yaparım bilirsin. Durumunu biliyorum. Amerika’yı keşfetmeyi de çok istiyorum. Ama fırsat bu şartlarda çıktı karşıma. Ne dersin? Git dersen gideceğim. Gitme dersen s seninle kalacağım. “

Babam hiç tereddüt etmeden:
- “Git oğlum. Durma git. Ben zamanında gitmedim. Bak halime, şimdi istesem de gidemiyorum. Fırsat elindeyken değerlendir.”

Babama olan sevgimle beraber saygımda bin kat daha artmıştı. Çok sevinmiştim. Ama aklım ve mantığımla sorunun  yanıtını net bir şekilde bulamadığım için hala kararsızdım. 
İçimdeki ses: Bana ‘güvenmiyorsan babana da mı güvenmiyorsun’ diyordu.

Sonunda yüreğimin sesini dinlemeye karar verdim. Ve Amerika’ya uçtum. Dört ay boyunca Amerika’nın doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine her tarafını doyarak gezdim. Her yönüyle harika bir keşifti. Amerika ve Amerikalıyı tanımam için harika bir fırsat oldu.  Sadece Amerika değil yaşam hakkında da çok şey öğrenmiş olarak döndüm. Babamı iyileşmiş görünce sevincim bir kat daha arttı. Amerika tecrübelerimi onunla paylaştım. Televizyondan gördükleriyle ilgili sorular sordu. Çok mutlu olmuştuk.

Her şey yolunda giderken 2002 yılında babam tekrar rahatsızlandı ve hastaneye yattı. Ama durumu iyiydi. Doktorlarla konuştuğumda hayati bir durumun olmadığı, kısa sürede toparlanarak hastaneden çıkacağını söylediler.

Bu kez de önüme başka bir fırsat çıktı. 

2002 Dünya Futbol Şampiyonası Japonya ve G:Kore de düzenleniyordu. Türkiye de Şampiyonaya katılıyordu. Grupta Çin Halk Cumhuriyeti ile çok kritik bir maç yapacaktı. Uzak Doğu’yu hep gizemli bulmuş ve merak etmişimdir. Hong Kong’ta yaşayan Çinli arkadaşım beni arayarak:

- “Şenol, Türkiye – Çin maçı var. Hem maç hem de senin uçak biletlerini aldım. Otel rezervasyonu da tamam. Maçtan sonra Kore turunu da ayarladım. Atla gel, maçı beraber seyredelim” dedi.

Bu teklif beni çok sevindirmişti. Hem uzak doğu kültürünü keşfedecek hem de maçı izleyecektim. Aklım ve mantığım tecrübeye dayanarak: ‘Git bu fırsatı kaçırma’ diyordu ama bu kez iç sesim sessizdi. Yine çıkmaz sokaktaydım. Tecrübeye dayanarak çözüm hazırdı. Yine babama gittim. Durumu anlatıp sorumu sordum.

Babam yine teredütsüz:
- “Git oğlum. Fırsatı kaçırma. Ben kendimi iyi hissediyorum. Doktorlar bana bakıyorlar” dedi.

Ama bu kez yüreğime sözüm geçmiyordu. Bunu aklım ve mantığımla açıklayamıyordum ama ‘Yüreğim sakın ha! Gitme’ diyordu. Bu fırsatı kaçırmak istemediğim için son ana kadar arkadaşıma gideceğimi söyledim. Ama son anda yine yüreğimin sesini dinledim ve gitmekten vazgeçtim. Babam gitmediğim için bana kızdı. Tabi nedenini babama açıklayamadım.

Ve maç günü geldi çattı. Kritik maçın sonucu Türkiye-3 Çin: 0.  Türkiye kazandı ve bir üst tura çıktı. Ama maalesef biz babamı kaybettik. Türkiye- Çin maçının olduğu gün babamın cenaze töreni vardı.           

Dünyada hiçbir yol kalple beyin arasındaki yol kadar uzun değildir.

Anlamlı bir yaşamda amaçlarınıza ulaşmak için size sunulan yolda yürürken yol çatallaşınca, seçenekler arasında karar vermeniz gerekir. İşte o an dünyanın en uzun yolu olan kalple beyin arasındaki yolu yürümeye başlarsınız. Önce eldeki bilgi birikimi ve tecrübelere dayanarak akıllı bir şekilde zekanızı kullanıp mantığa başvurursunuz.  Alacağımız karar çok önemli değilse beyinsel becerimizle çabucak karar veririz. Alınacak karar ne kadar önemliyse kişiye o kadar zor görünür. Çünkü, kararın önemi yanlış seçim yapma korkumuzu ve bunun ne anlama geleceği konusundaki düşüncemizi güçlendirir.

Beyinsel tüm becerilerimizi kullandıktan sonra hala karar veremiyorsak bu kez eşe dosta sorarız. İnsanlar kendi alanlarında uzman olabilirler ama kendi bedenimiz ve ruhumuz üzerindeki en büyük uzman biziz. O nedenle dışarıdan gelen tavsiyeler bizi tatmin etmez.

Akılla karar veremediğimizde içimize döneriz ve bu kez kalbimizin sesini dinleriz. Akılla çözülemeyen çok şey var ki ancak kalple çözülür.

Tanrı bize sezgi, anlayış ve ruhumuza en uygun yolu bulmamız için içsel bir rehberlik sistemi vermiştir. Gerekli olan en iyi yolu bulmanız değil, hayatınızın o anında, en doğru olanı bulmanızdır. Size öğretilenlerden, duyduklarınızdan ya da okuduklarınızdan daha fazlasını biliyorsunuz çünkü siz bunların hepsinin bağlantı noktasısınız.

İçinizdeki bilgiyle bağlantı kurmak için sessiz olun, içinize bakın, soru sorun, dinleyin ve güvenin. İç güdüler ve sezgiler, siz daha bunları fark etmeden çok daha önce rehberliklerini size sunarlar. Bilgi sahibi olmak için bildiklerinize eklenti yapın, içsel bilgeliğinize ulaşmak içinse bildiğinizi sandığınız şeylerden vazgeçin, en sonunda anlayacaksınız.

Sonuç olarak, yüreğimizin sesi, aklımızın söylediği şeyleri söylüyorsa, yani iki ses arasında harmoni varsa, uyum sorunu yok. Karar verilmiştir bile.

Ya aksini söylüyorsa? Hangi sese kulak vermeliyiz?

Her karar; zeka, sezgi ve içten gelen bir isteğin birleşimini gerektirir. Bir amaç doğrultusunda yaşamak, hem mantığı hem de inancı kabul eder. Mantık net amaçlara sahip olmamızı sağlarken, inanç da bizlere hayatımızın süreçlerine güvenmeyi öğretir. Hayatın fısıldadığı öğretileri kaçırırsak, bize uyandırma çağrıları olarak geri döner. Ve Tanrı iç sesimiz aracılığıyla bizi aradığında; telefonu açsak iyi olur!

Ruhsal bakış açısına göre yanlış karar diye bir şey yoktur, sadece farklı dersler vardır. İnanç bize, yaptığımız her seçimin bizim iyiliğimiz için olduğunu ve öğrenmemize yardımcı olacağını; yani her seçimin bilgeliğe götüreceğini hatırlatır.

Tek başına akıl yeterli değildir ama tek başına iç güdü de yeterli değildir. Ancak, sezgi, zeka ve sağduyu harmanlandığında, içsel rehberlik sistemimiz güvenebileceğimiz bir dostumuz ve müttefikimiz haline gelir.  Dışarıdaki dünyayı daha iyi duymak için içinizdeki sesi inançla dinleyin. Kendinize güvenin. Bedeniniz, bildiğinizi düşündüğünüzden daha fazlasını biliyor.

Karar vermeden önce şu gerçeği unutmayalım: bilgilerimiz geçmişe mahsus, kararlarımız geleceğe yöneliktir. Planlarınızı mantığınızla yapın ama kararlarınızı kalbinizle verin. Goethe’nin dediği gibi “kalbimiz bize her zaman aklımızdan daha yakındır”.

Yüreğimizi dinlemek, onların peşinden gitmemizi isteyen başka sesleri susturmayı gerektirir. Ayrıca, Yüreğinin peşinde olmak seçtiğin yaşam içinde kendine karşı dürüst olmayı gerektirir. Kendimize karşı dürüst olmak her ne kadar başkaları duymasa da, bizi çağıran sesi duymayı gerektirir. Yüreğinizin peşinden gittiğinizde dünyada fark yaratırsınız.

Kısaca, zihin soruları sorar, ama yanıtlar kalptedir.  
Enine boyuna düşünün, ama karar verme anı geldiğinde yüreğinizin sesini dinleyin.


 Yorum Yaz
  Ad, Soyad:
  Konu:
  Mesaj:

Toplam 0 Yorum Bulunmaktadır
Yorum Yaz Bu yazıya henüz bir yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

Tüm Yorumlar Dikiz Aynası  (23.01.2014)
Tüm Yorumlar Kim haklı?  (23.01.2014)
Tüm Yorumlar Gerçek deli kim?  (23.01.2014)
Tüm Yorumlar Yeter ki parayla olsun!  (23.01.2014)
Tüm Yorumlar Meydan, Park ve Anıt  (23.01.2014)
Tüm Yorumlar TÜM YAZILARINI LİSTELE
YAZARLAR
İlknurYAMAK İlknur YAMAK
Çiftlik´in gri, ruhsuz binaları dökülüyor
ŞenolÇAKIR Şenol ÇAKIR
Siz kimi okşatıyorsunuz?
Prof. Dr. FundaELMACIOĞLU Prof. Dr. Funda ELMACIOĞLU
Vücutta tuz kaybı hayatı tehdit eder
Prof. Dr. HakanALTINTAŞ Prof. Dr. Hakan ALTINTAŞ
Akademik Yapıdaki İllegal Terör Örgütleriyle Mücadelede Yöntem Önerisi –II
Prof.Dr. İsrafilBALCI Prof.Dr. İsrafil BALCI
´Muhammed´ filmi üzerine
Doç.Dr. HasanAYDIN Doç.Dr. Hasan AYDIN
Neleri Başaramadık?
Prof. Dr. KemalARI Prof. Dr. Kemal ARI
Türkçe´nin diriliş hamleleri
FundaÖZYURT Funda ÖZYURT
Bu hikaye tipik bir Anadolu höyüğünün sıra dışı hikâyesidir
Cüneyt MUMCU Cüneyt  MUMCU
Araf'ta kalan ruhlara ne olur?
Dr. YavuzDİZDAR Dr. Yavuz DİZDAR
Kokoreç neden çok kıymetlidir?
Tüm Yazarlarımız
RÖPORTAJLAR
Samsun´un efsane ismi: Yıldıray Çınar
Diğer Röportajlar  
Takip Et:
EN ÇOK OKUNANLAR
Bugün Dün Bu Hafta Bu Ay
SON YORUMLANANLAR
» Samsun´da silahlı saldırıya uğrayan Doğan Kılınç hayatını kaybetti
» Samsun Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı emekliliğini istedi
» Terme ilçesinin yeni imar planı askıya çıktı
» Samsunlu emekli özel harekat polisi yanarak hayatını kaybetti
» Samsun´da korkunç ölüm: Otobüsün sürüklediği Yazgı Önal hayatını kaybetti
» Diyarbakır´da Özel Harekat Polisi Ahmet Alp Taşdemir şehit oldu, 9 polis yaralandı
» Akaryakıta zam geldikçe KDV de artıyor
» Samsun´da üzerinden traktör geçen İbrahim Altun hayatını kaybetti
» Samsun´da Cinayet: Serdal Göktaş, silahlı saldırıda öldürüldü
» TMMOB Samsun İl Koordinasyon Kurulu: Lojistik Köy Projesi hukuka aykırı
KONUK YAZARLAR
BAYRAKTAROĞLU   Kağan  BAYRAKTAROĞLU
"Herkes ölür ama herkes gerçekten yaşamaz..."
Diğer Konuk Yazarlarımız  
HAVA DURUMU