18 TEMMUZ 2019 Perşembe 11:45
RÖPORTAJ
Giriş Tarihi : 15-02-2015 14:40   Güncelleme : 13-02-2019 01:13

Vali Hüseyin Aksoy ve eşi ile çok özel röportaj!

Hüseyin Aksoy! Başarılı bir bürokrat, ilimizin valisi. Ciddi görüntüsü ve konuşurken etki bırakan bariton sesi ile devletin temsilcisi olduğunu her an hissettiren bir idareci. Ama yanı sıra eşiyle Kanarya Adalarında yaptıkları balayını keyifle anlatan, yapamadıkları St.Petersburg-Beyaz Geceler tatilini ise üzüntüyle hatırlayan, evlilik yıldönümlerini unutmayan duyarlı bir eş... ve zarif eşi Hülya hanım! Birbirini seven, sayan bir karı-koca... Samsun Valisi Hüseyin Aksoy ve eşi Hülya Aksoy...

Vali Hüseyin Aksoy ve eşi ile çok özel röportaj!

İtiraf etmem gerekirse valimiz Hüseyin Aksoy ve eşi Hülya hanımla yapacağım röportaj için konağa giderken biraz tedirgindim. Her ne kadar Hülya hanımın eski valilerimizden rahmetli Erdoğan Cebeci'nin kızı olması, sanki aramızda bir yakınlık varmış gibi hissettirse de vali beyin o, "devletin temsilcisi" ciddiyetindeki görüntüsü, bariton sesi nedense bana tedirginlik veriyordu. Üstelik bugüne dek resmen tanışmamıştık da! Sadece bazı toplantılarda rastlaşmış, ikili bir sohbete koyulmamıştık

Ama daha konağın bahçesine girdiğimiz anda konutun kapısında sıcak bir tebessümle bizi bekleyen genç çifti görünce, tedirginliğim uçup gitti. Hele ayakkabılarımızı silmek için ıslak bir bez ya da galoş beklerken giymemiz için terlik verilmesi, beni bir anda sanki vali beyin konağına değil de yakın arkadaşlarımızdan birinin evine gelmişiz havasına sokuverdi... Fotoğraf çekimi için bahçeye geçişimiz esnasında salonun kapısını açarken tül perdeyi düzeltişini görüp, balayına gittikleri Kanarya Adalarını, planladıkları ama gidemedikleri St.Petersburg-Beyaz Geceler tatilini anlatışını dinleyince; evlilik yıldönümlerini atlamadığını, eşine çiçek gönderdiğini, sürprizler yaptığını öğrenince birden, valimizin o ciddi görüntüsünün altında sıcacık bir insan barındırdığını fark ettim... Ve söyleşimiz ilerledikçe gördüm ki, valimiz işiyle ilgili kullandığı sözcüklerden bile fışkıran görev sorumluluğunun yanı sıra duyarlı, düşünceli, eşini seven ve bu sevgisini gösteren bir erkek... Mutlu oldum. Mutlu oldum, çünkü devletimizin temsilcisi, bir manada 'yüzü' olan valiler toplumumuzda önemli rol modeldirler...

Ben, vali bey ve samimiyetiyle, sıcak evsahipliğiyle gıyabında geliştirdiğim o, sanki aramızda yakınlık varmış duygusunu gerçeğe çeviren zarif eşi Hülya hanımla yaptığımız yaklaşık üç saat süren sohbetten çok keyif aldım. Bize konutlarının kapılarını açan ve Samsun'u değil, tümüyle özel yaşamlarını içeren sorularımıza içten cevaplar veren valimize ve eşine teşekkür ediyor, sizi bu keyifli röportajla baş başa bırakıyorum...

Nasıl tanıştınız?
Hüseyin Aksoy: Görev yaptığım Hemşin(Rize) kaykamamlığım sırasında aynı zamanda Pazar kaymakamlığına da vekaleten bakıyordum. Pazar Belediye Başkanı ve eşinin zaman zaman toplantılarda karşılaştığımızda, "Bekarsın, evlenmeyi düşünmüyor musun?" gibi  soruları oluyordu. "Aday yok" deyince Hülya hanımdan bahsettiler. Rahmetli kayınpederle Belediye Başkanımız 19 Mayıs ilçesinde (Samsun) beraber okumuşlar, oradan süren bir dostlukları vardı. Onun önerisi üzerine Hülya hanımla Samsun'da tanıştık. 1992 yılında.

Bir aile toplantısı mıydı?
Hüseyin Aksoy: Öyle bir ortamdı. Rahmetli kayınpeder o zaman merkez valisiydi. Hülya hanım Samsun'a gelmişti. Biz de Rize'den bu tarafa gelmiştik. İlk tanışmamız böyle oldu.

Birbirinizi ilk gördüğünüzde ne hissettiniz? Sizi etkileyen ne oldu?


Hülya Aksoy: Gerçekten konuşma tarzı etkileyiciydi. Beni ilk etkileyen bu oldu. Aslında rahmetli babam da vali olduğu ve çok gezdiğimiz için bir idareciyle evlenme fikri bana cazip gelmiyordu. Ama zaman içerisinde fikrim değişti. Hislerim olumluydu yani. Hüseyin Aksoy: İnsanların birbirlerinden etkilenmesinin çok farklı yönleri olabiliyor. Benim öne çıkan çıkan yönlerimden biri de ses tonum. Ses tonum bu anlamda biraz dikkat çekiyor. Bir çok ortamda zaman zaman bunu bana da ifade ediyorlar. Hülya hanımın ise bir çok yönüyle beni çeken tarafları oldu. Özellikle hanımefendiliği, kişiliği, duruşu... bunlar oldukça önemli ama tabi ki öncelikle fiziği; onu da mutlaka ifade etmeliyim.

O aile toplantısından sonra ilişkiniz nasıl gelişti?
Hülya Aksoy: Ben o dönemlerde Ankara'da TRT'de çalışıyordum.
Hüseyin Aksoy: Ben de sık sık Ankara'ya gidiyordum... (Sözün burasında vali bey de Hülya hanım da gülüyorlar)

Tanıştıktan sonra belli ki o yola girmiş ilişkiniz ama Hülya hanım vali bey evlenme  teklif etti mi size?
Hülya Aksoy: Evlenme teklifi etti aslında.
Hüseyin Aksoy: Ettim, ettim, etmez miyim? Hülya hanım evliliği düşünme noktasında biraz süre istedi. Ama ben bir an önce evilik olmasını arzu ettim ve çok kısa sürede ikna ettim. Temmuz ayında sözlendik, eylül ayında da düğün yaptık. Yani görüşmelerimizin toplamı ve evliliğe gidişimiz 9 ay sürdü.

Peki balayına çıkma fırsatınız oldu mu?
Hüseyin Aksoy: Balayına Kanarya Adalarına gittik. Ama önce Hollanda'ya, Amsterdam'a gittik. Ablamlar orada görevliydiler. Bir iki gün orada kaldık, daha doğrusu turu oradan ayarladık. O zaman burada tur yoktu. Bahsettiğimiz yıl 1993. Amsterdam'dan Kanarya Adaları'na gittik, bir hafta kaldık. Dönüşümüz yine Amsterdam'a oldu. Bu sefer çevreyi gezme fırsatı da bulduk. Lüksemburg'u, Paris'i de gezdik. Böylece 10-12 gün gezmiş olduk.

Genellikle evlendikten bir iki sene sonra çocuk sahibi olunur. Sizde de öyle mi oldu?
Hüseyin Aksoy: Biz o kadar beklemedik. (Vali bey bu soruya cevap verirken yüzünde keyifli ve mutlu bir gülümseme oluyor)
1993'ün Eylül'ünde evlendik, 1994'ün Temmuz'unda da oğlumuz dünyaya geldi. Oğlumuz çok güzel, yakışıklı bir çocuk. Ben de espri yaparım, 'o balayı çocuğu' diye... 

Vali bey siz 9 çocuklu bir aileden geliyorsunuz ama Allah bağışlasın tek çocuğunuz var. Kalabalık aileden bunalma nedeniyle mi yoksa şartlar mı izin vermedi?
Hüseyin Aksoy: Aslında 10. En büyük ağabeyim rahmetli oldu. Lise öğrencisi iken bir kaza sonucu yaşamını yitirdi. O da yaşıyor olsaydı 10 kardeştik. Bizde ise şöyle oldu. Mehmet ilkokul ikinci sınıftayken Muğla Valiliği'ne atandım. Valilik görevim süreci içerisinde fırsatımız olmadı. "Daha sonra düşünürüz" dedik, fakat düşünmeye fırsat olmadan zaman geçti.

Peki bundan sonra? (Ben de bu soruyu cevabını tahmin ede ede soruyorum ve vali bey gülerek cevap veriyor):
Bundan sonrası için yok artık...

Hülya hanım vali bey bürokrat kimliğinin dışında nasıl bir insandır?
Hülya Aksoy: Gerçekten sıcak ve sakin bir insan. Olumlu veya olumsuz her olay karşısında çok soğukkanlı davranır. Çok iyi karar verebilen bir yapıdadır. Ben öyle değilimdir mesela. Olaylar karşısında fevri davranabilirim belki. Ama Vali Bey her konuda son derece  sabırlı, sakin ve sıcak bir insandır.

Size yardım eder mi hiç, örneğin mutfağa girip yemek yapar mı?
Hülya Aksoy: Hiç görmedim. (Bu cevabı verirken de Hülya hanım gülüyor hem de bütün içtenliğiyle) Arkadaşları çok güzel yemekeler yaptığını söylerler Ama ben hiçbir yemeğine şahit olmadım.
Hüseyin Aksoy: Öğrenciyken tek başıma evde kaldım. Bekar olarak 10 yıl da kaymakamlığım var. O tür işleri bilirim. Birçok yemeği yapabilirim. Fakat evlendikten sonra mutfağa girmeme gerek kalmadı. Belirli bir süre kayınvalidem de bizimle kaldı. Zaten o Hülya'yı da mutfağa sokmaz. Hep kendisi yapar. O bakımdan öyle bir fırsatımız olmadı. Ama bilirim... Bazen Hülya hanım bana takılır. "Hep konuşuyorsunuz" diye. Ben de diyorum, "Bana hiç fırsat vermediğiniz için bunu gösteremedim..." 
Vali beyin bu cevabından sonra Hülya hanım gülerek lafa giriyor:
Herşeyi bilir ama yapmaya da bilir...

Peki siz Hülya hanım, mutfağa girme fırsatı bulabiliyor musunuz?
Hülya Aksoy:Evet, mutfağa girme fırsatım oluyor. Üstelik çok seviyorum mutfakta uğraşmayı. En keyif aldığım şeylerden biridir yemek yapmak. Bazen, çok yoğun olduğum zamanlarda uzak kalıyorum ama fırsatım olduğu sürece mutfağı seviyorum.

Vali beyin sevdiği bir yemek var mı?
Hülya Aksoy: Vali bey yemek ayırt etmez ama patlıcan yemeklerini çok sever. Patlıcanın nesi olursa olsun. Ayrıca benim her yaptığım yemeği severek yediğini söyler.
Hüseyin Aksoy: Yemek konusunda şunu yemem, bunu yemem diye bir tercihim yok ama çok sevdiğim yemekler var. Sağolsun onları da Hülya hanım yapıyor. 

Hülya hanım, bir vali eşi olarak gününüz nasıl geçiyor?
Hülya Aksoy:Yoğun geçiyor tabi. Katılmam gereken toplantılar oluyor. Kadınlarda meme ve rahim kanseri ile ilgili yoğun bir projenin içindeyim. Kadınlarımızı bu konuda bilgilendirmek için il genelinde çalışmalarım oluyor. Ama hiçbir toplantımın, çalışmamın olmadığı bir günüm olduğunda sade bir yaşamım var. Alışverişe çıkarım. Pazara giderim. Örneğin Çiftlik caddesinde dolaşırım, kimse beni tanımazsa tabi. Ama çok fazla olmuyor böyle zamanlar. Genelde yoğun geçiyor.

Protokol kimliğinizden sıkıldığınız oluyor mu, normal hayatı özlüyor musunuz?
Hülya Aksoy: Her zaman sıkılıyorum. Protokolu sevmiyorum. Kişisel yapım böyle. Ancak eşimi temsil etmek, onun yanında olmak adına özveride bulunuyorum ve yeri geliyor şikayetçi oluyorum. Haftada 2-3 gibi belirli bir süre, bir sınırlama, kısıtlama yok. Her zaman bunu yaşamak durumundayım. Dışarıya çıktığımda bile çok özgür değilim aslında. İnsanlar merak ediyorlar. Çok da doğal bir şey bu. Ama böyle bir görevin içinde olunca da bu, olması gereken bir şey. Neticede bu ilin valisi. Bundan kaçmak ya da "Bunu istemiyorum" demek gibi bir şansım yok. Bunu yaşamak, layıkıyla yapmak zorunda olduğumu düşünüyorum. Ama çok resmi protokolun içinde olmak beni sıkıyor gerçekten. Ama eşime olan sevgimden de kaynaklanarak kendimi orada ben değilmişim gibi, bunu benim bir görevim olarak görüyorum. 

Yoruluyor musunuz?
Hülya Aksoy: Yorulmuyorum aslında.

Ruhen?
Hülya Aksoy: Evet, ruhen yoruluyorum. Zaman zaman çok yorulduğumu hissediyorum ama yaparken, yaşarken bazı şeyleri yapmak durumunda olduğunuz için kanıksıyorsunuz. Dolayısıyla belli bir süreden sonra çok fazla yormuyor. Çok üst üste geldiği dönemlerde bunaldığım zamanlar oluyor ama onu ben hiç bir şekilde insanlara da hissettirmem, yansıtmam. Bu bizim yaşam tarzımız.
Hüseyin Aksoy: Evet bu bizim için bir yaşam tarzı haline geldi. Bazen dediğimiz gibi, çok mutlu olmasak da görevimizin bir gereği, işimizin bir parçası. Hülya hanıma gününün nasıl geçtiğini sordunuz az önce. Sabah beni yolcu eder, öğleyin gelme şansım olmaz. Akşam Hülya hanımın prensibi vardır. Eğer benim dışarıda bir programım yoksa, dışarıda benim yemek programım olduğuna dair bir bilgi gitmediyse mutlaka beni bekler, bensiz yemek yemez. Benim de maalesef bir huyum var. Dairede görüşmek isteyen birisi varsa veya imzalanacak bir evrak, o evrakı imzalamadan, görüşmek isteyen kişiyle görüşmeden daireden çıkmak istemem. Sanki o evrakları sırtımda taşıyacakmışım gibi gelir. Onu da halledeyim, bunu da halledeyim derken mesai 5'te bitmesine rağmen bir bakarım saat 7-8-9 olmuş... O bakımdan ben Hülya hanımın bu prensibini yıllardır ihlal ediyor ve çoğu zaman onu aç bırakıyorum. Dolayısıyla geç saatte yemek yeme durumunda kalıyoruz ve bu da Hülya hanıma haksızlık oluyor... yıllardır...

Günde kaç imza atıyorsunuz vali bey?
Hüseyin Aksoy: Belli olmuyor. 100'ü geçiyor. Bir kısmını vali yardımcılarına, bir kısmını il müdürlerine devrettim. Bütün imzalar bana gelse altından kalkmam mümkün değil. Buna rağmen yine de çok. Bir iki gün evrak imzalamazsam kartonlarla  birikiyor. Bazıları vardır bir hafta, on beş gün imzalamıyor ama ben bekletmem. Çok zorunlu olmadığı zaman günlük evrakları imzalar çıkarım. 
Hülya Aksoy: O işini çok iyi yapıyor ve seviyor. Benim babam da öyleydi. "Dünyaya bir daha gelseydim yine idareci olurdum" derdi. Hüseyin'den öyle duymadım ama onun da öyle bir yapıda olduğunu çok iyi biliyorum. Çünkü gerçekten işiyle yaşayan bir insan. Mesela işiyle ilgili bir şey sorun, saatlerce size  anlatır... hiç bıkmadan, usanmadan... 
Hüseyin Aksoy: Ben hep şunu söylerim. Yaptığınız işten heyecan duymalısınız. Heyecan duymuyorsanız o işi yapmamalısınız. Ya da iş değiştireceksiniz. Ben zaman zaman kendi kendime  sorguluyorum. Epey oldu, on yılı aştı, "Acaba heyecanımda bir eksilme var mı?" diye. Heyecanımda bir eksilme yok. Zaten bu heyecanı hissetmiyorsanız, başarmanız biraz zor. Ben gece yastığa başımı koyduğumda bile "Bugün şu işi şöyle yaptım, yarın böyle yapmalıyım, şunu şuraya talimat vermeliyim" diye mutlaka işle ilgili bir şeyler düşünürüm. Bazen  birileriyle konuşurken kafamda başka işler dolanıyordur veya konuşurken orada geçen bir kelimeden "Ya benim şöyle bir işimde vardı" diye düşünürüm. Çok da iyi mi? Hayır, değil.  

Bunca yoğunluğun içinde birlikte vakit geçirebiliyor musunuz, neler yapıyorsunuz?
Hülya hanım bu soruya buruk bir gülümseme ile cevap veriyor:
Vakit bulursak nasıl geçiriyoruz? Bazen yürüyüş yapıyoruz. Yemeğe gidiyoruz, birlikte yemek yiyoruz ki bana göre çok büyük bir lüks! Çünkü çoğu zaman yapamadığımız bir şey. Çok nadir de olsa şehirde tur atıyoruz; bazen arabayla bazen yürüyerek. Kendi adıma konuşayım, bunlaradan çok keyif alıyorum. Bazen de eğer bir şey çıkmaz da tatile çıkma şaansımız olursa çok mutlu oluyoruz.

 Sinemaya gider misiniz?
Hülya Aksoy: Gitmek istiyoruz aslında, seviyoruz.
Hüseyin Aksoy: Çok sık olmamakla birlikte gidiyoruz. Fırsat olmuyor işte. Programlar, şuna katılmamız lazım, şurada şu var, burada bu, hadi ona gideyim... derken zaman kalamıyor. Böyle her yere katılsanız zaten hiç eve uğramamak lazım. Biraz seçerek, biraz azaltarak yapamaya gayret ediyoruz. Bu arada kendimize vakit ayıramıyoruz.

Yemeğe çıktığınızı söylediniz. Özel bir mekan var mı?
Hüseyin Aksoy: Öyle özel değil ama ortamı hoşumuza giden, daha ziyade doğa ile baş başa olabileceğimiz açık havadaki mekanları tercih ediyor, fırsat buldukça gitmeye gayret ediyoruz. Ama bazen 2-3 ay oluyor hiç gidemiyoruz. 

Peki eğlence? Protokol harici ğlenceli ortamlara katılır, dans eder misiniz örneğin?
Hüseyin Aksoy: Eğlenceyi unuttuk biz biraz.
Hülya Aksoy: Sanki gideceğimiz yerde yapmamamız gerekiyormuş gibi geliyor bize.
Hüseyin Aksoy: Rahat hissedemiyoruz kendimizi
Hülya Aksoy: Şöyle söyleyeyim, çok fazla hoşlanmıyor Vali bey. Ben çok severim. Öğrenciliğimde halk oyunlarında da oynadım, Hatta Muğla'da görevli iken o bölgenin yöresel çökertmesi vardır; belediye başkanı böyle bir grup ayarladı, birkaç sefer akşamları gittik. Ben sevdiğim için çok keyif aldım. Ama vali beyin bu tür şeylere çok yatkınlığı yok. Kulak da olması lazım oyun oyanayabilmesi, ayak uydurabilmesi için. Vali beyde pek yok. (Hülya hanım vali beye dönüp biraz da muzip gülüyor bu kez)
Hüseyin Aksoy: Bazen bu sesimi duyanlar, "şarkı söyle" falan diyorlar. Ama kulak olmadığı için, doğrusu o anlamda eğitmedim de kendimi, pek şarkı türkü de söyleyemem. Emekli olunca, belki o zaman yaparız. Şimdilik fırsat da yok.

Fırsatınız olmadığı için yapamadıklarınız, özlemleriniz? 
Hüseyin Aksoy: Benim fotoğrafa ilgim var. Zaman bulabilsem başta doğa fotoğrafları olmak üzere fotoğraf çekmeyi çok arzu ediyorum. Hatta bir makine aldık, ara sıra, fırsat buldukça çekmeye çalıştık ama işte, fırsat da olmadı. Öncelikli olarak o var aklımda, fotoğraf çekmek. Sonra da konularına göre sergi açabilmek.
Hülya Aksoy: Ama işte o kaldığımız illerdeki güzel şeyleri çekip arşivlemek gerekirdi, olmadı.
Hüseyin Aksoy: Evet, o anlamda çok fazla yapamadık. 

Konutta piyano var. Çalan var mı?
Hüseyin Aksoy: Piyanoyu çalan yok. Bu evin demirbaşı. Aksesuar olarak duruyor. Ayarı da yapılı değil. Hülya hanımın gençliğinde eski konakta da vardı bu piyano.

Genç kızlığınızda bu konakta oturdunuz mu?
Hülya Aksoy: O dönemde inşaatı bitmek üzereydi ama oturmadık, nasip olmadı. İyi ki de rahmetli babam ile bu konakta yaşamamışız. Benim için kötü olurdu. 

Tatilden söz ettiniz. En son ne zaman tatile çıktınız?
Hüseyin Aksoy: Bu sene bir haftaya yakın tatil yapma fırsatı bulduk. 

Her sene olamıyor mu?
Hüseyin Aksoy: Her sene olamıyor. Geçen yıl St.Petersburg (Beyaz Geceler) turu ayarladık. Otelleri, her şeyi planladık. Alalım mı, almayalım mı diye konuşurken, "Eşimle bir kez daha konuşup bir değerlendirme yapalım, pazartesi günü alalım" dedik...
Hülya Aksoy: Her şeyde bir hayır vardır...
Hüseyin Aksoy: O gece Canik ilçesinde sel olayını yaşadık. Yani 3 Temmuz'u 4 Temmuz'a bağlayan gece. Turu iyi ki almamışız...
Gitseydik, Allah korusun ordayken sel olayı olmuş olsaydı, o daha kötüydü. İşte bazen planlıyorsunuz, tatile gidelim diyorsunuz ya bir bakan ya başbakan veya cumhurbaşakanının gelme durumu sözkonusu oluyor ya da böyle olumsuz bir olay, iptal etme ihtiyacı duyuyorsunuz tabi. Bazen de il'e gelecek olan bakanla görüşüyoruz, sağolsunlar bugüne kadar hiç biri "İptal et gel" demedi ama bunu da her zaman söyleyemiyorsunuz. Yani çok ani gelişen programlar olursa o izni istiyoruz. Onun için uzun vadeli, örneğin 1-2 ay sonrası için bir yere gitmeyi planlama yapma şansımız yok. Kimi zaman da o uçağa bininceye kadar "Acaba önemeli bir şey, bir hadise olur mu?" düşüncesi oluyor. Önemli bir hadise olursa ayrılamazsınız veya tekrar geri gelmeniz gerekebilir. Tatili bu anlamda çok rahat yapamıyorsunuz. Yani telefonları kapatıp "Ben tatildeyim, dinleneyim" diyemiyorsunuz. Mutlaka telefonlarınız açık olacak. Mersin valisiyken, tatile çıkmak için Ankara'ya kadar karayoluyla geldik. Ertesi gün Ankara'dan uçakla tatile çıkacağız. O gece akşam üzeri Mersin'de orman yangını başladı. Takip ediyoruz, soruyoruz.  "Müdahale ettik ama rüzgar var" dediler. Gece 11'de tekrar görüştük, yine "Rüzgar var, yangını kontrol edemiyoruz" bilgisini aldık. Hülya hanıma dedim ki "Tatile falan gidemeyiz." Dönüş yaptık. Mersin'e yaklaşmıştık ki yolda Bakan ve Müsteşar aradı. O da belki "Döner misin?" diyecekti ama ben buna gerek duymadan o sorumluluğu hisseden bir idareciyim. Dolayısıyla tatilimiz daha başlamadan bitti, Ankara'dan geri döndük ve o tatili iptal etmek zorunda kaldık. Buna benzer örneklerimiz çok. Görevimiz gereği tatile giderken çok rahat olamıyoruz. O yüzden tatil planlarımız mutlaka açıktır.

Protokol ilişkilerinin dışında özel dostluklarınız oluyor mu?
Hülya Aksoy: Var tabi öyle ilişkilerimiz, birlikteliklerimiz. Önceki görev yaptığımız yerlerde de  oldu.
Hüseyin Aksoy: Biz biraz da görevimiz gereği ister istemez insanlara belli mesafede yaklaşmak durumunda kalıyoruz. Süreç içerisinde biraz daha o mesafeyi daraltacağımız, daha da yakınlaşacağımız aileler oluyor ama belki yapımız, görevimiz gereği çok da genişletemiyoruz. Bazen kendi kendime sorgularım. "Acaba insanların farklı beklentileri olabilir düşüncesiyle güzel dostlukların kurulmasına engel mi oluyorum?" diye. Çünkü insanların amaçlarını her zaman kestiremiyorsunuz. Ama tabi süreç içerisinde güzel dostluklar da oluşuyor, oluşmaz mı?

Vali bey, Hülya hanım sizin hayatınızı yaşıyor gibi. Sanki kendine ait bir hayatı olamıyor?
Hüseyin Aksoy: Malesef olamıyor. Hülya hanım babasından edindiği deneyim benim için büyük bir şans. O ortamları daha önce yaşamış olup o birikime sahip olması en büyük avantaj. Yani nerede, nasıl, ne şekilde davranacağını bilen bir eş olması bana da çok artıları olan bir konum yaratıyor. O bakımdan kendisine teşekkür ediyorum. 

Hülya hanım vali bey bir eş olarak nasıldır? Saçınızın rengi değiştiğinde ya da kendinizde bir değişiklik yaptığınızda fark eder mi?
Hülya Aksoy: Çok öyle şeyleri fark etmez. Bazen kendisine sitem ediyorum bu konuda. Ama oğlum öyle değildir. O en ufak bir değişikliği fark eder, öyle bir yapısı vardır. Eşim  kendi temposu içinde bunları bazen göremiyor.
Hüseyin Aksoy: İş yoğunluğundan bazen gözünüzü zor açıyorsunuz. Uzun bir toplantıdan sonra gelmişsiniz, Hülya hanımın dediği gibi ufak tefek değişiklikleri fark edemiyebiliyorum. Ama genel değişiklikleri fark ederim.

Peki size çiçek alır mı, sürpriz yapar mı?
Hülya Aksoy: Evet, sürprizleri vardır. 25 Eylül bizim evlilik yıldönümümüz. Bu sene ben oğlanın Ankara'daki işlerini koşturuyordum. Hiç beklemediğim anda kapıda çiçekle karşılaştım. Çok da güzel bir çiçekti. Bir kaç saat sonra da kendisi geldi. O hiç beklemediğim bir şeydi. Böyle hiç beklemediğim anlarda güzel sürprizlar yapar. O konuda kendisine teşekkür ediyorum. Rutin hayatın içerisinde biz çok şey atlıyoruz ama böyle çok hoş sürprizlerle herşeyi o telafi ediyor.

Hiç küstüğünüz olur mu?
Hülya Aksoy: Böyle bir alışkanlığımız yoktur. Zaten küsmeye zamanımız da yok. Belki daha normal bir hayat yaşasaydık olur muydu bilmiyorum. Şimdiye kadar öyle bir şey yaşamadık. Tabi ki zaman zaman fikir ayrılıkları yaşıyoruz, çok normal bir şey. Ama onu da kendi içimizde çözüyoruz.

Birbirinizden çok güzel söz ediyorsunuz. Aranızdaki duygusal bağ da hissediliyor zaten. Ama hiç birbirinizde sinir olduğunuz bir huy yok mu?
Hüseyin Aksoy: Hülya hanım haber izlememe sinir olur. Hep, "Yeter, aynı haberleri izliyorsun" der.

Şimdi ben de 'maç' diyecektim..
Hüseyin Aksoy: Maça alıştı biraz da...
Hülya Aksoy: Gün boyu zaten makamında interneti açık. Haberleri takip ediyor. Herşeyden haberdar. Eve geliyor bütün kanallardaki haberleri izliyor. Yani üç aşağı beş yukarı hepsinde aynı şeyler. Ben öyle dizileri takip eden bir insan değilim ama istiyorum ki biraz müzik dinleyelim, biraz kafamızı dağıtalım. O da böyle sürekli ya televizyonda ya elinde o tablette, olmadı telefonda... Haberlerle bağlantısı asla kesilmiyor. Bende de bir antipati oluştu haberlere karşı. Böyle bir durumumuz var yani.
Hüseyin Aksoy: Haber konusu, mesleğimizin bize yüklediği farklı bir duygu. Herkeste olmayabilir ama bende böyle. Şurda şu olmuş diye birinden duyduğum zaman kendimde bir eksiklik  hissederim. Onu ben önce televizyondan duymalıyım ya da neredeyse ilk noktası. Boşlukta hissederim kendimi. Onun için televizyonda haberleri kaçırmamaya, farklı kanalları, farklı yorumları takip etmeye gayret ediyorum. 

Birbirinize nasıl hitap edersiniz?
Hülya Aksoy: Başkalarının yanında hitaplarımız farklı ama ben zaten resmiyeti sevmediğim için kendi içimizde  eşiz-kara-kocayız biz. Şu kapıdan girdikten sonra biz kendimiz olmalıyız ki, hayattan zevk alalım. Yaşantımızdan bir şey anlayalım. Benim bakış açım bu. Öbür türlü hep monoton, bir kafesin içerisinde yaşarsınız.
Hüseyin Aksoy: Aramızda protokol yok. 

Vali beyi siz mi giydiriyorsunuz?
Hülya Aksoy: (Eşine dönüyor) Ben mi giydiriyorum?
Hüseyin Aksoy: Hülya hanımın fikirlerini alırım. Elbise alırken beraber seçeriz. Benim de aldıklarım oluyor ama genelde beraber almayı tercih ediyorum. Giyinirken de özellikle kravat ve gömlek uyumunda mutlaka fikrini alır, Hülya hanımın tercihlerini önemserim. Ona göre takar çıkarım. Orada bir kadın zevki var yani?
Hülya Aksoy: O konuda ben de keyif alıyorum.

Hülya hanım bir öğretmensiniz, güçlü, eşinin yanında yer alan bir kadın imajınız var ama hayatınızın içine girilince görülüyor ki fedakar, sanki biraz arkada kalan bir Hülya hanım var. Buradan sosyal konum, statü ne olursa olsun "toplumumuzda fedakarlık kadında" yorumunu çıkarabilir miyiz?
Hülya Aksoy: Çıkarabiliriz diye düşünüyorum. Onu biraz yapıyorum.
Hüseyin Aksoy: Ben iş yoğunluğundan mesela oğlanla ilgilenme şansım olmadı. Hülya hanım sağolsun onunla çok ilgilendi. Fedakarlığı, bu anlamda Hülya hanım çok daha fazla yaptı. Ben biraz daha sınırlı kaldım.
Hüseyin Aksoy: Onu sen yapamıyorsun diye üstlenmedim tabi ki. Anneyim ben. O başka bir şey. kendiliğinden olan bir şey. Bu nasıl anlatılır bilmiyorum. Ancak yaşamak lazım. Bizim ailemizde hiç erkek çocuğu görmedik. Etrafımızda hep kızlar oldu. Ablam vardı, kuzenlerim, yeğenlerim kızdı. Dolayısıyla zorlandığım zamanlar da oldu ama çok şükür üstesinden geldik bir şekilde.

Sohbetimizin yavaş yavaş sonuna geldik şimdi Hülya hanım sizden Türk erkekleri, vali bey sizden de Türk kadınları hakkında düşündüklerinizi öğrenmek istiyorum.
Hülya Aksoy: Zor soru sordunuz. Çok fazla bilmiyorum. Ben kendi ailemdeki, yakınımdaki erkekleri biliyorum ama tabi bazı kadınlarımızın bazı erkekler yüzünden mağdur durumda olduklarını biliyorum. Aslında herkes hak ettiği yerde olmalı. Kadın veya erkek oldukları için değil. Ayırmamak lazım ama bazı gerçekler de var tabi...
Hüseyin Aksoy: Türkiye'de kadının olması gereken yer konusunda henüz arzu edilen noktada olmadığını biliyoruz. Kadınların belirli haklarının olması, onların korunmasının sağlanması adına yürütülen çalışmalar var. Bu çalışmaları yaparken  kadınlara anlatılan hakların aslında erkeklere de anlatılması lazım. Bugün Türkiye'de en önemli sorunlardan birisi kadına yönelik şiddet. Şiddete maruz kalmış erkekler de var ama sayısı az tabi. Şiddet konusunda erkeklerin bir eğitime tabi tutulması,  onların bu şiddet uygulaması gerekçelerinin altında yatan durumların tesbit edilmesi  ve üzerine gidilmesi gerekir.  Geleneksel yapımızda özellikle  kırsal kültürde  erkeğin konumu kadınlara göre çok daha farklı. İşte erkek önde gider, kadın arkada  gider gibi  onlarca  erkeklerin ayrıcalıklı olduğu  konumu ifade etmek mümkün.  Ancak artık günümüzde  bunu bu şekliyle görmek mümkün değil. Kadınlarımızda eğitim düzeyi itibariyle, ekonomik gücü itibariyle daha iyi bir noktaya geldiği takdirde bu durumlar zaten otomatik olarak yavaş yavaş ortadan kalkacak. Bu kültürle yetişmiş olan kuşağın değişmesinden sonra önümüzdeki süreçte bunların daha da azalacağını ve normale doğru  geleceğini düşünüyorum. Kadın günlük yaşamda olmalı. istihdam alanında, ekonomik alanda olmalı, çalışmalı. Seçimle gelinen karar organlarında mutlaka kadınlarımız yer almalı.

Ben genel anlamda kadınların iki durumunu çok önemsiyorum. Eğitim düzeyleri ve gelir düzeyleri. Kız çocuklarının okutulmayışı, ya da özellikle kırsal sadece ilkokulda okutulması kabul edilecek şeyler değil. Geldiğimden beri üzerinde büyük hassasiyetle durduğum konu; kız çocuklarının okullaşması. Onu belirli ölçüde sağladık ama hala yüzde 100'ünü okullara alabilmiş değiliz. Samsun'da kadınlarla ilgili olarak yapılan araştırmalar var. Kadınlarımızın durumu iyileşiyor ama daha da iyi olmalı. Belirli noktalarda pozitif ayrımcılık da olmalı mutlaka ama sırf kadın ya da erkek olduğu için 'şunu yapmalı" gibi bir mantığa da oturtulmamalı. Eğer bir kadın bir görevi hak ediyorsa ona, erkek hak ediyorsa ona verilmeli. Okullarımızda zaman zaman  yarışmalar yarışmalar yapılıyor. Örneğin resim yarışması, kompozisyon yarışması... En başarılı öğrencilere bakıyorsunuz, çoğu kız çocukları. Yani onlara fırsatlar verildiği takdirde çok güzel şeyler yapabileceğinin göstergesidir bunlar. Erkeklerin de geleneksel anlayıştan biraz daha kendilerini sıyırmaları, rtık kadının ve erkeğin eşit bireyler olduğu, birbirlerine karşı üstünlüklerinin olmadığı ve hayatın birlikte yürütülmesi gerektiği düşüncesine sahip olmaları gerekiyor. Eğer biz bu düşünceyi toplumun tüm kesimlerinde egemen kılarsak, öyle zannediyorum ki kadını da erkeği de daha iyi bir noktaya  taşımış oluruz.

Ve son söz: Samsun'a geldiğinizde bir köpeğiniz olduğunu biliyoruz ama göremedik?
Hüseyin Aksoy: Muğla'dan itibaren bir köpeğimiz vardı. 1,5 yıl önce burada yaşamını yitirdi. Ailemizin bir ferdi gibiydi. Bir nevi onun da tayini çıkıyordu. Muğla'dan Mersin'e, Mersin'den buraya. Biz Ankara iken Muğla'ya tayinimiz çıktığında  oğlum Mehmet  ilkokul ikinci sınıfa gidiyordu. Biz de, Ankara'da anneanneyle birlikte kalıyoruz. Oğlum, "Ben gelmeyeceğim, siz gidin" dedi. Birara düşündük, "Bıraksak mı acaba" diye. Ama küçük, o bizi biz onu özleyeceğiz. Bize, Ankara"da iken "Bana köpek alın" demişti. Apartman içinde beslemek tabi ki zordu. Dedik, "Oğlum Muğla'ya gidersek sana köpek alacağız." "Söz mü?" dedi, "Söz" dedik.Muğla'ya gidince orada "Oğlumuza sözümüz var, ne yapacağız?" diye emniyet müdürümüzle konuştuk. O da "Bir arkadaşımızın köpeği yavrulamış, ne renk olsun?" dedi.  Dedik ki "Biz seçmeyelim. Mehmet, sen bin arabaya  git kendin seç". Gidip seçmişti. Beraber büyüdüler... Boxer cinsiydi. On yıldır bizimle beraberdi. Onun için "yeniden alamayız" dedik. Çünkü kaybedince insan üzülüyor.
Hülya Aksoy: Çok üzülmüştüm. Bir süre bahçeye bakamadım. Sabah kapıyı açtığımız zaman hemen gelir bizi karşılar, bakardı.  işaretimizi beklerdi.
Hüseyin Aksoy: Dışarı çıkacağımız zaman hemen gelirdi önümüze. Git dediğimizde de kafasını eğer giderdi...

Hüseyin AKSOY kimdir?

Vali olarak ilk görev yaptığı il Muğla olan Hüseyin Aksoy, Muğla'dan Mersin'e atandı. Mersin'de 4 yıl, 4 ay, 4 gün çalıştıktan sonra 2010 yılının 4 Haziran günü Samsun'da göreve başladı. 9 çocuklu bir ailenin 5'inci çocuğu olarak 1963 yılında Sürmene'de dünyaya geldi. 1993 yılında, 1985-1991 döneminde Samsun Valisi olarak da görev yapan Erdoğan Cebeci'nin kızı resim öğretmeni Hülya hanım ile evlendi. Aksoy çiftinin üniversite eğitimi gören bir erkek çocukları var.

NELER SÖYLENDİ?
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
ARŞİV ARAMA