18 TEMMUZ 2019 Perşembe 12:28
RÖPORTAJ
Giriş Tarihi : 28-11-2015 14:42   Güncelleme : 10-02-2019 01:48

Vali İbrahim Şahin dümene geçti!

Yöre illerimizden birinde, Amasya´da doğup büyümüş İbrahim Şahin. 1962 yılında. 1986 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduktan sonra 1987 yılında İçişleri Bakanlığı´nda kaymakam adayı olarak atanmış. İlk görev yeri Kavak! Ardından Konya, Kars, Bitlis ve Kastamonu'ya bağlı ilçeler... Sonra da sırasıyla İçişleri Bakanlığı´nda Hukuk Müşavirliği, İçişleri Bakanlığı Kriz Merkezi'nde Sekreterya Başkanlığı, Ulaştırma Bakanlığı´nda Bakan Danışmanlığı, PTT Genel Müdürlüğü, Ulaştırma Bakan Müsteşarlığı ve TRT Genel Müdürlüğü görevleri... Zihinlerimizde esas TRT Genel Müdürü olarak iz bırakan İbrahim Şahin, eylül ayından bu yana da ilimizin valisi. Bir manada hepimizin içinde olduğu, kaderde, hedefte birleştiği SAMSUN gemisinin kaptanı!

Vali İbrahim Şahin dümene geçti!

Karadeniz'in adına da ününe de yaraşır bir yağmurlu Samsun gününde, SAMSUN'UM-1 gemisinde gerçekleştirdik Samsun Valisi İbrahim Şahin'le röportajımızı. Bizden önceki programının geç bitmesi dolayısıyla yarım saat rötarla başlayan söyleşimizi nezaket gösterip uzatan valimizle pek martıları
seyretmesek de, kah cama vuran yağmurun sesini kah vali beyin (TRT günlerinden kalan alışkanlıkla) bir ara aypetinden dökülen Kütahya'nın Pınarları türküsünü dinleye dinleye sohbet ettik. Tek evladı kızı Gamze'nin Kavak Kaymakamlığı sırasında Samsun'da doğduğunu, kaderin bir cilvesi midir bilinmez Samsun'da bir ev alma hayalini gerçekleştirip ancak daha sonra satmak zorunda kaldığını, Napolyon'un "Para, Para, Para" sözünün yerini kendisinde "Eğitim, Eğitim, Eğitim"in aldığını, TRT Genel Müdürlüğü sırasında bağlama çalmayı öğrendiğini, PTTBANK'ı kurma sırasında ise nasıl zorlandığını, Samsun'a geldiğinden beri de otobiyografisini yazmaya başladığını, bol bol okuduğunu ve Acem Tekkesi'nde düzenlenen Türk Sanat Müziği ve Halk Müziği konserlerini dinleyip Atakum sahilinde yürüyüş yapmaktan keyif aldığını ve daha pek çok şeyi öğrendik... Haber sitemizi, o günkü haberlerimizi birlikte inceleyip, bundan sonra takipçisi olacağı sözünü aldık; hatta yanında taşıdığı İpad'inin sık kullanılanlar kısmına kaydettik... Sorularımızın bir bölümüne vali beyin aile mahremiyetine olan hassasiyeti, bizim de bu hassasiyete duyduğumuz saygı dolayısıyla yanıt alamasak da fotoğraf konusunda hiç zorluk yaşamadık. Hem de o soğuğa, o yağmura rağmen... 
Bize sorarsanız röportajdan ziyade keyifli bir söyleşi, hatta bir ara vali beyin de dediği gibi Samsun'u konuşmak üzere biraraya gelip uzun uzun golften söz edip geçmişin anılarına daldığımız zevkli bir sohbet oldu. Şehre geleli henüz çok da olmadan bize zaman ayıran valimize çok teşekkür ediyor, bizim aldığımız tadı okurken sizin de almanız umuduyla "keyifli okumalar" diyoruz...

-Biz aslında tarz olarak yöneticilerimizi 'yönetici' kimlikleri dışında özel hayatlarıyla tanıtıcı röportajlar yapıyoruz. Ancak eşiniz hanımefendi henüz Samsun'a gelmediği için sizi tanıyalım. Samsun Valisi İbrahim Şahin kimdir, nasıl bir ailede, ortamda yetişmiştir?

YARAMAZ ÇOCUKTUM
İbrahim Şahin: Çok keyifli bir ailede yetiştim. Bir köyde, Amasya'nın Akyazı köyünde dünyaya geldim. 3 erkek, bir kızkardeşiz. Ben erkeklerin en küçüğüyüm. En büyük ağabeyim Ankara'da, ortanca ağabeyim İstanbul'da, kız kardeşimiz olan en küçüğümüz de Ankara'da yaşıyor. Ataerkil bir aileydik. Dede, baba, çocuklar... İlkokulu köyde geçirmeme vesile olan bir çocukluk. Sonra dedem, amcam, babam rahmetli oldular. Biz köydeki evi uzun süre muhafaza ettik, evimizi yeniledik ama tabi ondan sonra  ortaokul, lise, üniversite ve maalesef çok sevdiğim köyümüze ve Amasya'mıza çok fazla gitme fırsatı olmadı. Samsun'a geldikten sonra onun acısını çıkarıyoruz herhalde, fırsat buldukca gitmeye gayret ediyorum. Geriye dönüp baktığımda, özellikle şehirleşme kültürünün getirdiği çocukların kapalı ortamlarda kalmasını düşündükçe, ne kadar şanslı bir çocukluk yaşadığımı daha iyi idrak ediyorum. Yaramaz bir çocuktum. Keyifli bir çocukluk yaşadım. Bunu söylemek pek doğru olmaz belki ama ortaokul yıllarında sınıfın en azından ya birincisi ya ikincisiydim.

-Başarılı bir öğrenciymişsiniz. Peki ders dışı faaliyetler?

CANIMIZA OKUDULAR
İbrahim Şahin: Spor da yaptım. Okulun spor kulübündeydim sürekli, orta birden okulu bitirene kadar. Bugün de hala voleybol oynuyorum. Fakültede bu imkanlar yoktu. Yoksa fakültede de devam ettirmeyi istemiştim. Ben Ankara hukukta okudum. Ankara hukukta ders vermek için anfi bile bulunamıyordu. Onun  için kapalı spor salonu stad falan yoktu. Bir de olsa da bile acaba o yoğun tempoda gidebilir miydim, onu bilmiyorum. Çünkü ben hemen 12 eylül sonrası üniversiteye gittim. Eskiden hocalar boykottan dolayı sınıflara giremiyordu. Bizim zamanımızda kuzu kuzuyduk, canımıza okuyorlardı. Hocalar derslerin en ağırını bize okuttular. Böyle olmanın da çok ciddi avantajlarını yaşadım. Ayrıca ben ortaokulu ve liseyi yatılı okudum. Yatılı okumanın getirdiği çok ciddi bir disiplin vardı ve ben bunu üniversite hayatında yaşadım. Mesela, birinci sınıfı bir ders bütünlemeye kalarak bitirdim. Bazı arkadaşlarımız birinci sınıfı bitirdiler ama ikinci sınıfta belgelendiler. Eskiden 2 sene üst üste bir dersi veremezseniz fakülteden atılıyordunuz. En azından bizim dönemde bir dersten bile 600 700 kişi belgeleniyordu. Öyle bir dönemde öğrencilik yaptık. Türkiye'de dereceye giren arkadaşlarla aynı ortamlarda okudum. Herhalde 4 yılda Ankara Hukuk'u bitiren nadir insanlardan biriydim ben de. Bugün hala o dönemde elde ettiğimiz hukuki alt yapıyı kullanıyorum, bu benim için çok ciddi bir kazanç oldu.

-Voleybolun dışında golf oynuyormuşsunuz sanırım?

GOLF SAHASI İÇİN ÇALIŞMAMIZ VAR
İbrahim Şahin: Çok iyi golf oynuyorum desem yanlış söylerim. Çünkü son derece amatörce oynuyorum ama 10 yıldır Golf Federasyonu'nda yönetim kurulundayım. İnşallah Samsun'a da yansıyacak bir golf sahasıyla ilgili çok ciddi çalışmamız var. Federasyonun bir yönetim kurulu toplantısını Samsun'da yapmayı Gençlik ve Spor Bakınımıza da arzettim, (hatta Sayın Bakanımızla beraber golf sahasıyla ilgili bir açıklama yapabilir miyiz, diye). Sayın Bakanımız bu noktada son derece sıcak yaklaştı. İnşallah Gençlik ve Spor Bakanımızı şehrimizde Golf Federasyonu yönetiminin diğer üyeleriyle beraber misafir ederiz. Samsun'da özellikle ulaşım modları diye bahsettiğimiz hava, deniz, kara ve demiryollarının olması yönünden avantajlı. Golf sporuyla uğraşan insanların ekonomik durumları iyi. Türkiye'de ikamet eden yabancıların merak duyduğu da bir alan. Ankara'daki misyon şefleri, büyük elçiler, konsoloslar ve diğer yabancı olanlar golf oynamak için cumartesi pazar ya Antalya'ya ya İstanbul'a gidiyorlar. Halbuki Samsun'da böyle şey yaparsak buraya gelirler.

ÇARŞAMBA'YA YAPILACAK
Türkiye'de golf deyince veya tenis, sadece zenginlerin uğraşısı diye algılanır. Halbuki Golf Federasyonu'nda çalışmaya başladığımızda gördük ki bizim iyi sporcularımız hep Ağrı'dan, Iğdır'dan, kısmen Kars'tan çıkıyor; fakir aile çocukları. Çobanlık yaparken elinde kötekle, değnekle taşı sağa sola vuran çocuklar şu anda golf topuna vuruyorlar ve bunlar uluslararası musübakalarda çok ciddi derecelere giriyorlar. Bu bizim içinde sevindirici bir durum. Ve golfle profesyonelce uğraşanlar çok iyi paralar kazanıyorlar. Dünyada da sporda en iyi para kazanan sporcu golfle uğraşan bir sporcu. Onun için mutlaka çok miktarda golf sporuyla uğraşan profesyonellerin yetişmesi gerekiyor. Biz bunun alt yapısını oluşturmaya çalıştık. Olabildiğince golf sahalarını yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Bu anlamda Samsun'a da katkı sağlarsak çok mutlu olurum. Çünkü Kuzey'de hiç golf sahası yok. Samsun'da bir başka avantajımız da bu bölgede 12 ay boyunca sulamaya ihtiyaç duymadan yeşil alanımız olması. Samsun'a 18 delikli golf sahası yaparsak güzel olacak. Ben olumlu görüyorum ama ne kadar hızlandırırsak o kadar iyi olacak.  Çarşamba tarafında bir alan var, orayla ilgili sayın Bakanımızın da bilgisi var, orayı golf sahasına dönüştürür, golf sahası yaparsak çok ciddi bir katkı olur.

-Sporun dışında sinema, tiyatro, müzik, kitap.... veya başka bir uğraş?

BENİ YETENEKSİZ GÖRDÜ
İbrahim Şahin: TRT Genel Müdürlüğü sırasında bahsettiklerinizin hepsi vardı. Ama profesyonelce bir enstrüman çalıyorum desem olmaz. Bağlama çalmayı çok arzuladım ancak o konuda çok yeteneksizim.Bizim TRT'de kaldığım sürece bir kaç tane enstrüman çalmayı öğreneyim diye bir çabam oldu işin açığı. Benim müzik danışmanım aynı zamanda TRT Müzik dairesi Başkan Yardımcısı olan bir arkadaşımız vardı, Kubilay Dökmetaş. Kubilay Halk müziği sanatçısı ve iyi bir bağlamacı aynı zamanda. O biraz bana kurs verdi. Herhalde beni yeteneksiz gördü ki, bıraktı. Fakat Kubilay'ın eğittiği yine bir arkadaşımız vardı. O bana daha kolay öğretti. Çünkü Kubilay daha çok teknik olarak öğretiyordu. Kubilay'ın öğrettiği adam ise bana amatörce, daha doğrusu alaylı şekilde öğretti. Bağlamanın sapında yerlerini işaretledi, ona göre perdelere basarsan daha rahat çalarsın diye.

-Türkü dinlemeyi seviyorsunuz o zaman ?

BÄ°R KEZ KATILABÄ°LDÄ°M
İbrahim Şahin: Ben hem sanat müziğini hem de halk müziğini severim. Mesela İlkadım Belediyesi'nin Acem Tekkesi diye restore ettirdiği yerde çarşamba akşamları halk müziği, cuma ve cumartesi akşamları da sanat müziği etkinlikleri başlatıldı. Birine katıldım. Hafta sonu olarak sadece geçen hafta sonu Samsun'da kalabildim. Bakan bey geldi. Misafirlerele ilgilendiğimiz için hep koşturduk.

-Acem Tekkesi'nde sizi bağlama çalarken görebilecek miyiz?

KEŞKE ÇALABİLSEM
İbrahim Şahin: Yok. O kadar çalmıyorum. Keşke çalabilsem, o çok iddialı olur. Ama dinlemeyi çok seviyorum. İpad'den bir aparatla televizyona bağlıyoruz. Burdan şarkıları dinliyorum. Ayrıca benim İpad'de de 600 tane şarkı yüklü, buradan açıyorum.

-Favori şarkınız ya da türkünüz var mı?

KÃœTAHYA'NIN PINARLARI

İbrahim Şahin: Benim en çok sevdiğim türküyü söylersem bu defa herkes onu çalar. Akşamları kitap okurken falan çok hoşuma gidiyor. (Vali bey tam bu sırada İpad'ini açıyor ve hemen sevdiği türkülerden birini, Kütahya'nın Pınarları'nı enstümantal olarak sohbetimize fon müziği yapıyor)


-Uzun yıllar TRT Genel Müdürlüğü yaptınız. Hala televizyon seyrediyor musunuz?

BANA TRT'NİN KAZANDIRDIĞI EN ÖNEMLİ ŞEY...
İbrahim Şahin: TRT Genel Müdürü oluncaya dek çok fazla tv izleyemiyordum. PTT Genel müdürlüğü yaptım, Ulaştırma Bakanlığı'nda müsteşarlık yaptım. Odamda televizyon bile açmazdım. Çünkü bir yerde ses olursa kitap okuyamam, çalışamam, konsantre problemi yaşardım. Yatılı okumanın bana getirdiği veya benden götürdüğü bir şeydi. Benim kızım kulaklığını takar, dersini çalışır. Ama ben yapamazdım. TRT Genel Müdürü olunca odamda bütün kanallar vardı ve ben o kanalları izlerken bir taraftan misafirleri ağırlıyordum.. Çünkü işimin bir parçasıydı. Bana TRT'nin kazandırdığı en önemli şeylerden biri gürültülü bir ortamda konuşmak veya birilerini dinlemek oldu. Onu hala yaşıyorum. Mesela misafirim olduğunda gözüm kayıyor televizyonda ne var diye. Çünkü orda her kanalı göz ucuyla tarardım. Bir olumsuzluk varsa, diyelim misafirlerle konuşurken ilgili kanal koordinatörünü arar düzelttirirdim. Ayrıldıktan sonra televizyon izlememenin keyfini yaşadım belli bir süre. Akşam gittiğimde şu televizyonu açmayayım dediğim oldu açmadığım zaman inanılmaz dingin kaldım.

-Televizyonlardaki kadın programaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce halk bıktı mı bu tür programlardan?

PROGRAMLARDA BAZEN DOZ KAÇIYOR
İbrahim Şahin: Bıkacak tabi, insanın doğasıyla ilgili bir şey bu. Mesela siz de zaman zaman bazı elbiselerinizi çok seversiniz aldığınızda, sonra bıkarsınız, başka elbise alırsınız. Ya da rujunuzu değiştirirsiniz. İnsanların tabiatında var bu. Ben bazı programları uzun nefesli moda gibi gördüm. Bu beni 7-8 sene sonra haklı çıkardı. Ben sunu söylemiştim. Bazı programlar var ki bunlar tutmayacak veyahut belli bir süre kalacak. Bunlar 2 sene değil de 4 sene kaldı. Kadın programlarında zaman zaman doz gerçekten kaçıyor. Bazen nerdeyse bağışlayın, kadın katilini çıkarıyorlar, konuşuyorlar ve bu programda  afişe oluyor. Bunun ekranlarda  yansıtılmasının oluşturduğu deformasyonu, olumsuzluğu tahmin edemezsiniz.Onun için bunlarla ilgili çok dikkat etmek gerekiyor. Bunun dışında ekranda evlilik
programları, kayıpların bulunması, bunlar çok  popüler oldu. Kadın programlarında herkese görev düşüyor. Tabi şu söyleniyor, "kumanda elinde"... Ama  o kadar kolay değil. Diyelim ki bir konuda tiryakiliğiniz oldu, diyelim çok çay içiyorsunuz çok fazla reddedemezsiniz. Hele sigara tiryakiliğiniz varsa bir çırpıda kolayca gözünüzün önünden atamazsınız. Kolay değil yani. Fakat umuyorum ki yavaş yavaş miadını dolduracak. Mesela dikkat edin şimdi televizyonlarda yarışma programları revaçta. Ben bunu söylemiştim. TRT'de iken, arkadaşlar olabildiğince yarışma programı koyun, diye. Türkiye dünyada en çok televizyon izleyen ikinci ülke. Çünkü biz okumayı sevmiyoruz izlemeyi seviyoruz. Bu boşluğu da tv çok iyi dolduruyor. Ortalama 3,5 saat  televizyonun karşısında toplum olarak geçirmemizi sağlıyor. Benim kanatim çok uzun bir süre.

-Peki bunca yoğunluğun arasında kitap?

OKUMAZSAM KENDÄ°MÄ° EKSÄ°K HÄ°SSEDERÄ°M
İbrahim Şahin: Benim en çok sevdiğim şeylerden biri kitap okumak. Kitap okumazsam kendimi eksik hissederim.

-En çok hangi yazarları okursunuz?

KENDİ İÇ DÜNYAMDA TARTIŞTIM

İbrahim Şahin: İsim isim söylemeyeyim. Hem Türk edebiyatından hem Batı klasiklerinden hatta Doğu klasiklerinden okumayı çok seviyorum. Benim şöyle bir avantajım oldu. TRT'de mesela bir dizi, bir sinema filmi yaparken iki şey önüne gelir. Bir, hikaye: iki, senaryo. Eğer siz senaryoyu veya kibabı okumazsanız çektirdiğiniz dizi ile ilgili fikriniz olmaz. Bu mecburen bizi okumaya itti. Ama iki tür okumak avantaj mı dezavantaj mı, bunu zaman zaman kendi iç dünyamda tartıştım. Esasında çok eskiden beri kitap okumayı severdim TRT'de ekstra bir okuma oldu. Buraya geldiğimde de şuan ufak ufak biraz yazıyorum.

-Ne hakkında?

ORADA ÇEKTİĞİMİ BİR ALLAH BİR BEN BİLİRİM
İbrahim Şahin: Otobiyografi diyelim. Mesela çocukluk dönemimin minik minik notlarını alıyorum. PTT Genel Müdürlüğüm benim daha etkili geçti. Çünkü PTT'deki yenilenme benim zamanımda yapıldı ve çok başarılı bir dönem geçirdik. 2 yıl kalmış olmama rağmen PTT bir sembolik liraya satılıp özelleştirilecekti Karabük Demir-Çelik gibi ama birinci yılın sonunda yılın kurumu seçildi. Zarar eden bir kurum bir sene sonra kurumlar vergisinde 38.sıraya yükseldi. Bu tabirimi hoşgörün bu, kahramanlık hikayesidir, çok önemli bir başarıdır. TRT biraz göz önündeydi neler yaptığımızı insanlar gördüler ama PTT'yi görmediler. Şimdi PTT'deki anılarımı yazıyorum. Orada neler çektiğimi bir Allah bir ben biliyorum. Bank kavramını izinsiz kullandınız diye BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) bizi şikayet etti. Çok eziyet çektik hakikaten..Orayı karalamaya çalışıyorum. Tabii TRT çok daha yakın bir tarih olduğu için TRT ile ilgili ufak notlar alıyorum. Onları böyle vakit buldukça genişletiyorum.

-Şuan yalnızsınız, eşiniz hanımefendi gelecekler mi?

HAFTA SONLARI ANKARA'YA KAÇIYORUM
İbrahim Şahin: Benim bir kızım var ve şuan üniversite son sınıfta. Bilkent'te okuyor. Eşimin buraya gelmesi durumunda kızım yalnız kalacaktı ona biz razı olamazdık. Zaten Ankara'dan  ayrılmama gerekçem de oydu. Sayın Başbakanımıza onu arzetmiştim ben, derslerine olumsuz etki eder onu yalnız bırakmayalım diye. 2-3 haftada bir hafta sonları kaçıp Ankara'ya, eşimin ve kızımın yanına gidiyorum.

-Biraz eşinizi anlatırmısınız bize? Nasıl tanıştınız, mesela üniversitede öğrenci miydi, aynı işyerinde mi çalışıyordunuz?

EŞİMDEN SİZE RANDEVU ALIRIM
İbrahim Şahin: Şöyle yapalım isterseniz, eşim buraya geldiğinde ben sizin için randevu alayım siz onunla da röportaj yapın, size kendisi anlatsın.

-Memnuniyetle, çok da güzel olur. Ancak siz de biraz anlatabilirsiniz bize. Nasıl bir eş, nasıl bir babasınız?

BUNU İLK KEZ SÖYLÜYORUM

İbrahim Şahin: Bu sorulardan kaçma gerekçem ailemin kendi özelim olduğunu düşünmemden. Bu nedenle fazla açmamaya çalışıyorum. Biz bunu yeriz, sabah kahvaltıda şöyle yaparız, kalkınca yüzümüzü yıkadıktan sonra böyle yaparız... bunlar sanki konuşuldukça sihrin kaçacağı endişesini taşıyorum. Ama şu var tabi, olabildiğince aile kavramı içerisinde kalmak kaydıyla konuşulur. 1988 yılında evlendik eşimle. Bir hayli zaman geçmiş. Bir kızımız var. onunla olabildiğince çok vakit geçirmeye çalışıyorum. Siz de dışarıda çalışıyorsunuz. Kızınız, oğlunuz varsa onlarla vakit geçiremiyorsunuz. Aynı şey benim için de geçerli. Mesela kızım defalarca denemiş olmasına rağmen bir türlü gelemedi. Geçen hafta geldi, gittim  uçaktan aldım. Arabayla hem dolaştık hem sohbet ettik hem yemek yedik hem Amasya'ya gittik, köyümüze çıktık, gece köyde kaldık; tekrar döndük, teyzesi var Amasya'da, ona uğradık, teyzesi kızımla vakit geçirdi öyle döndük. Samsun'da gezdik, dolaştık, tekrar uçağa götürdüm, yolcu ettim. Bir baba ne isterse ben onu yaptım, kızım da herhalde babasıyla olabildiğince vakit geçirmek ister. Buraya geldi, rahat bir ortamda ders çalıştı, benimle vakit geçirdi. Çok şeyler söylenebilir bu şekilide ama tekrar söylüyorum çok özel sorular sorulduğunda biraz da gizemli kalmasını istediğim şeylerin afişe olması beni rahatsız ediyor; olabildiğince kaçınıyorum. Bu arada ilk defa size söylüyorum. Kızım Samsun doğumlu. Ben Kavak kaymakamı iken kızım Gamze dünyaya geldi. Nüfusa kayıtlı olduğu yer Samsun. Bunlar benim çok özelim olduğu için söylemek istemiyorum.

-O halde daha genel olarak soralım. Biraz önce televizyonlardaki kadın programlarından söz ettik. Kadın konusu Türkiye'de çok tartışılan bir konu. Kadınların şiddete uğraması, çalışma hayatında yeterince yer alamaması, yönetici pozisyonlara getirilmemesi... Nedir düşünceleriniz? Örneğin Samsun protokol listesinde yönetici pozisyondaki kadın oranı onda bir bile değil.

BATI'DA AÄ°LE KAVRAMI YOK
İbrahim Şahin: Benim düşüncelerim çok açık. Bir vali değil bir erkek olarak. Türkiye'deki temel problem, temel yanlışımız sanki kadınlara bakış tarzının yanlış olduğu gibi bir algı oluşuyor olması. Şöyle bir algı var Türkiye'de. Sanki kadınlar dövülüyor, sövülüyor, sopa yiyor. Bunu hafife almak için söylemiyorum. Ama benim üzüntüm bu. Gelişmiş batı ülkelerinde de çok farklı değil ki! Hatta orada daha fazla. Bizim 365 gün kadına değer vermemiz gerekiyor. Sayın Cumhurbaşykanımız da bunu sıkça söylemiyor mu, annemin ayağını öperdim diye? Son dönemelerde belki batı içeriklerin de etkisiyle zayıfladı gibi gözüküyor benim kanaatimde, öyle eski aile kavramını çok fazla hissedemiyoruz Türk toplumunda. Aile kavramı bizim hiçbir şekilde ikinci plana itemeyeceğimiz bir kavram. Batıda bir aile kavramı artık neredeyse yok. Özellikle Kuzey avrupa, yani ekonomik olarak doygunluğa ulaşmış ülkelerede evlilik kavramı yok. Evlilik olmayınca aile kavramından da konuşamıyorsunuz. Mesela çocuk parası var veya çocuk yaptıkları için çocuk doğurdukları için belli bir mali destek sağlanıyor ama sadece çocuk doğuruyorlar, beraber oluyorlar, o kadar. Aile kavramı diri tutulamıyor orada. Onun içinde sürekli bizi etüd ediyorlar.

BAYAN YÖNETİCİYİ EN ÇOK KADINLAR ŞİKAYET EDİYOR
Bizim süratle kadınları okutup eğitmemiz lazım. Ben kızımın üzerine titriyorum. Daha iyi eğitim alsın, daha iyi yabancı dil öğrensin diye her yıl bir ülkeye gönderiyorum. kızım ingiliz dili ve edebiyatı okuyor. 2 sene önce İspanya'ya gönderdik, şu an ikinci dili İspanyolca. Geçtiğimiz yaz Fransa'ya gönderdim. Lyon'da Katolik üniversitesi var, onlar çok iyi Fransızca veriyorlar, orada yazın Fransızca gördü. Şimdi Korece'ye merak sarmış. Bunları şunun için anlatıyorum. Hiçbir zaman "ne alaka" demiyorum. hangi konuda istidadı varsa ona yönlendiriyor, destekliyoruz. Kızım iyi eğitim alırsa yarın anne olduğunda kendi çocuğunu iyi yetiştirecek. Problem bayanların, eşlerin, kadınların çok iyi düzeyde eğitim almasıyla alakalı, nerede oldukları önemli değil. Şimdi bakın çevrenize, bir yerde çalışan bir sürü kadın var. Başta siz kızıyor, siz mutsuz oluyorsunuz bir bayan yönetici konumuna geldiğinde. En çok kadınlar şikayet ediyor kadın yöneticilerden. Daha önce çalıştığım yerde bayan çalışanlarımız bayan yöneticilerden şikayet ediyordu.

-Erkek yönetici mi istiyorlar?

BÄ°ZE ÅžEKÄ°L VEREN Ä°KÄ° ÅžEY VAR

İbrahim Şahin: Hayır, erkek yönetici istemiyorlar. Bizim sayısal olarak artmasıyla ilgili bir problem yok Türkiye'de. Kadınlar iyi eğitim aldığında ister çalışsınlar, ister çalışmasınlar, ister serbest meslek icra etsinler, ister kamuda olsunlar, ister evde otursunlar, onların topluma katacakları çok şey var. Çünkü bize
şekil veren iki şey var. Anneler ve öğretmenler. İnsanlar öldükten sonra iki kişiyi unutmazlar. Annelerini ve öğretmenlerini. Şunu söylemeye çalışıyorum. Biri öldüğünde onunla çok fazla ilişkimiz kalmaz. Ama öğretmenler ve annelerle ilişkimiz devam eder. Babalar için aynı şeyi söyleyemeyiz ama anneler çok önemlidir. Aileyi aile yapan biraz annedir.

-Anne kimliği daha önde o zaman?

KADINLAR DAHA GÜÇLÜ
İbrahim Şahin: Anne demeyelim de kadın diyelim adına, çok daha üst firma. Çünkü kadın aynı zamanda anne, eş, kız, sevgili oluyor. Anne, eş, kız, sevgili, bunlar çok önemli kavramlar. Şu an erkeklerin de kendince sıkıntıları var ama erkekler mavi çatı diye bir şey kurmuyorlar. Erkekler fiziksel olarak daha güçlü gibi görünüyor halbuki kadınlar erkeklere göre daha güçlü ve dayanıkılılar. Bakın ailelerden kadını çıkarın erkekler çöküp gidiyor. Karısı ölen erkekler daha uzun yaşamıyor. Hayatını sürdüremiyor, eksik kalıyor. Oysa kadın öyle değil. Kadın tek başına yaşamı beceriyor. Daha güçlü. Ben kendimden biliyorum. Biraz duygusalım çok daha rahat etkilenirim bazı şeylerden. Eşim bana göre biraz daha dirayetlidir.

-Eğitime çok önem veriyorsunuz.

EĞİTİM OLAYI TEK BAŞINA ÇÖZMÜYOR
İbrahim Şahin: Temel sıkıntılarımızı iyi bir eğitim verirsek mutlak süretle aşacağımıza inanırım ama bunu dünya görüşünüzü bir kenara  bırakarak söylüyorum. Hem milli değerlerimizi hem manevi değerlerimizi dikkate alarak iyi bir eğitimden bahsediyoruz. Eğitim olayı tek başına çözmüyor. Bizi biz yapan unsurlar biraraya gelirse.

-Samsun'daki öncelikleriniz arasında eğitim olacak diyebilir miyiz?

BENÄ°M DÃœNYAMDA 3 ÅžEY VAR
İbrahim Şahin: Hayır. Önceliklerimiz arasında değil. Birinci önceliğimiz. Ben burada çok popülest bir şey söylemek istemem. Çünkü ben "yaptım" diye konuşurum, "yapacağım" diye değil ama her yerde vurguladığım bir şey var. Benim başarımın altında eğitime verdiğim önem vardır. Napolyon'un bir sözü var. Para, para, para. Benim dünyamda da 3 şey var. Eğitim, eğitim, eğitim. Ben burada başarılı olacaksam iyi bir eğitimle başarılı olurum, başarısız olacaksam kötü bir eğitim almışsam başarısız olurum. Siz insanları iyi yetiştirirseniz suyun ortasında hayatta kalabilir. İyi yetiştiremezseniz tarlanın içinde ölür.

-Bu anlamda Samsun'da eksiklik nedir?

SAMSUN'UN EĞİTİM SIRALAMASI
İbrahim Şahin: Eksiklik olmaz mı? Samsun nüfus itibarıyla 16. sırada ama eğitimdeki sıralamamız 36. En kötü 16. sırada olmamız gerekir oysa. Gönül ister ki 1., 2. olsun. Bunun için çalışmaları başlattık. Arkadaşlarımız gece-gündüz çalışıyorlar.

-Samsun'u nasıl buldunuz?

SAMSUNLU BUNUN FARKINDA DEĞİL
İbrahim Şahin: Beklediğimden çok gelişmiş buldum. Konuttan çıkıyorum 7 kilometre gidiyorum. Hiç engele takılmadan sahilde gidebiliyorsunuz. Türkiye'de böyle başka bir örnek gösteremezsiniz. Samsunlu bunun farkında değil arkadaşlar. Türkiye'de evleri genellikle denizin üstüne yaparız. Orada oturanlar sadece seyrederler. Samsun'da denizin kenarında yürüme lüksünü yaşıyoruz. Ben dalgaları seyrederken yürüyorum. Diyorum ki, tatildeyim, çalışmıyorum sanki! Şu an Türkiye'de denizin şehirle bütünleştiği tek yer İzmir, İzmir'de yürüyecek yer yok. İzmir adeta derin bir körfez ama yüksek binaları gelip kondurdular, şehrin arkası öldü. Samsun'da ayrıca son derece lüks alışveriş merkezleri oluşmuş. Amazon Tepesi, sahil bandı, yeni yerler açılmış. Ama bu kadar güzel yerde turizmin az olmasına şaşırıyorum. kesinlikle tanıtımla ilgili. Ciddi planlamalar yapıp istikrarlı tanıtım gerekiyor. Ağzımız yoruluncasına anlatacağız, konuştukça da geliştireceğiz.

-Samsun Valiliği sürpriz miydi?

BAŞBAKAN BERABER ÇALIŞMAK İSTEDİ
İbrahim Şahin: Ben hukuk fakültesini bitirdim ama esas mesleğim kaymakamlıktı. Mülki idare mesleğinde 10 stajla beraber 13-14 yıl çalıştım. 1987'de mesleğe girdim 2002 yılında bakanlıktan ayrıldım. 3-5 ay kaymakamlık yapan biri değilim. 9 farklı ilçede çalıştım vekaletlerle birlikte. Her kaymakamın gönlünde valilik yatar ama ben İçişleri Bakanlığı'ndan ayrıldıktan sonra valilik yapmamın çok doğru olmayacağını düşündüm. TRT ise çok uzun bir süreç. Genel müdürler biliyorsunuz 4 yıllık seçilirlerdi. Ben ikinci 4 yılı ısrarla istemedim. Çünkü çok zordu, birinci yıl benim için yeterliydi. İkinci 4 yıl psikolojimizi bozar, bizi yorar, daha başarılı, daha dingin arkadaşlar gelir, TRT'yi daha iyi yerlere taşır diye istemedim. Ama Sayın Cumhurbaşkanımız, o zamanki başbakanımız devam etmemi emrettiler, biz tekrar müracaat ettik, işte seçimler falan cumhurbaşkanlığı seçimine kadar getirdik. Ben ara vermeyi arzulamıştım. Şimdiki başbakanımız çağırdılar ve beraber çalışmak istediklerini söylediler, Samsun valiliğini bize lütfettiler. Samsun'a zaten yok diyemezdim çünkü medyaya yansımıştı. Bir de Amasyalı olmamız bizim için çok önemli bir şeydi. Samsun da çok sevdiğimiz bir şehirdi. Hatta kaymakamlık yaptığım yıllarda burada bir ev satın alma hayalim olmuştu, gerçekleştirmiştim ama satmak zorunda kaldım. Böyle bir hikayem de var. Onun için Samsun'da valilik yapmak gururlu, onurlu bir durum diye düşünüyorum ve keyif alıyorum. Şerefli bir iş.

-Bazı sorularımı es geçtiniz ama...

İbrahim Şahin: Yoo es geçmedim. Çok fazla ailemin konuşulmasını istemediğim için belki ama zaten evde bütün işleri ben yapıyorum. (Kahkahalar...)

HABER FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

(Fotoğraflar: Şenol ÇAKIR)

NELER SÖYLENDİ?
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
ARŞİV ARAMA