24 EYLÜL 2018
Keramet cübbede değildir!
Prof. Dr. Süleyman ÇELİK

Keramet cübbede değildir!

Diyanet işleri Başkanı’na bir milyon liraya makam aracı alındığı haber yapılınca önce yalanladılar; “bir milyon değil, 300 bin” dediler. Satış belgesi yayımlanınca gerçek ortaya çıktı ve AKP devrinde yalanın Diyanet İşleri Başkanlığına da girmiş olduğu görüldü.

Başkan, pahalı araba alınmasını eleştirenlere kızmış; “arkadaşlar aracın zırhlı olmasını istediler. Bu cübbe ile sarıktan daha güçlü zırh olabilir mi?” diyerek kabul etmediğini, açıklamış.

Bu sözü duyunca Hacı Bektaşi Veli’nin dörtlüğü geldi aklıma:

Hararet nardadır, sacda değildir.

Keramet baştadır, taçda değildir.

Her ne ararsan kendinde ara.

Kudüs'te, Mekke'de, Hac'da değildir.

İnsanlık tarihinde sömürünün başlamasıyla, sömürgenler kendilerini halka kutsal olduklarını kabul ettirmeye çalışmışlardır. Bu amaçla sıradan insanlardan farklı, kendilerini daha görkemli gösterecek, değerli taşlarla işli giysiler giymişler, tahtlara oturmuşlar, büyük saraylar yaptırmışlar, insanüstü olduklarını öne sürmüşlerdir.

Hıristiyanlıkta papazlar başlangıçta normal insanlar gibi giyiniyorlardı. Hz. İsa’nın, bizim dervişler gibi, ‘bir lokma ve bir hırka’yla yaşamını sürdürdüğünü düşünecek olursak işin doğası da buydu. Fakat Ortaçağ’da Kilise, kralların da üzerinde egemen güç olup sömürüye ortak olunca, din adamlarının insanüstü varlıklar olduklarını gösterecek giysiler ortaya çıktı; Papa’ya, kardinallere, papazlara ve daha alt din adamlarına ait hiyerarşik süslü cübbeler icat edildi.

Müslümanlığa cübbe Hıristiyanlıktan geçmiştir. Hz. Muhammet cübbe giymediği gibi, İslam’ın başlangıcında zaten ruhban (din adamları) sınıfı da yoktu.

Din adamlarının yanında, yargı görevlilerinin ve akademisyenlerin giydikleri cübbeler de Kilise giysisidir. Çünkü Ortaçağ’da Hıristiyan Şeriatı uygulandığı için yargıçlar da papazdı. Aynı şekilde üniversiteler de Kilise’ye bağlıydı ve akademisyenler genellikle papazdı.

Papa’dan kardinallere ve papazlara doğru cübbe hiyerarşisi olması gibi, bizde de Diyanet İşleri Başkanı’ndan müftü ve imamlara doğru cübbelerin farklı olduğunu görüyoruz.

Yargıda da cübbe hiyerarşisi var. Yargıç ve savcılarla avukatların cübbeleri farklı olduğu gibi yüksek yargı organı mensuplarının cübbeleri de farklı..

Aynı hiyerarşi akademisyen cübbelerinde de var. Rektör cübbeleri daha süslü, profesör, doçent, yardımcı doçent ve öğrenci cübbeleri arasında farklar var.

Bizim fanatik dinciler öğrencilerin mezuniyet törenlerinde kep giymelerini eleştiriyorlar; “kepin Hıristiyan takkesi olduğunu” öne sürüyorlar. Fakat imamların cübbesinin papaz cübbesi olduğunu bilmedikleri için itiraz etmiyorlar. Zaten takke de Müslümanlığa Yahudilikten geçmiştir.

21. Yüzyılda ne yazık ki hala bazı insanlar, bazı kişilerin insanüstü olduğuna inanıyor ve onların kendilerini sömürmelerine izin veriyorlar. Bu durum yalnız bizim insanlarımız veya Müslümanlara özgü değil, Batı’da da bu tür insanlar ve bunları sömürenler var. Günümüzde en çok peygamber, dünyanın en gelişmiş ülkesi ve yüksekokullaşma oranının en fazla olduğu ABD’de ortaya çıkıyor.

Bununla birlikte insanların büyük çoğunluğunun artık insanüstü varlık olabileceğine inanmadıklarını düşünüyoruz. O halde artık bu cübbeleri çıkarıp tarihin çöp sepetine atma zamanı gelmedi mi?

Denebilir ki cübbe giymek insanı çıkarcılık, bencillik, yandaşlık, kindarlık, yalancılık, sahtekarlık ve adaletsizlik gibi alçak insanlara özgü zaaflardan arındırır, kişinin nesnel düşünmesini, vicdanlı ve adil, kısaca ‘bilge’ olmasını sağlar.

Ne yazık ki yaşamda bunu görmüyoruz.

Hırsızları, çaldıkları paraları faizleriyle iade ederek salıp, “hırsız” diyenleri içeri tıkan cübbeliler gördük.

Yolsuzluğa ve hırsızlığa haram/günah diyemeyen, hatta bu sözcükleri hutbe ve vaazlardan çıkartan cübbeliler gördük.

Suçsuz insanları düzmece/sahte belgelerle hapishanelere dolduran, insanların yapılan zulümlere dayanamayarak ölmelerine veya intihar etmelerine neden olan cübbeliler gördük.

Hukuksuzlukları görmezlikten gelen, zorbalara boyun eğen cübbeliler gördük.

Yandaşlarına el altından kopya vererek ilkokuldan beri, çocukluklarını yaşamaksızın, hafta sonlarında bile ders çalışan öğrencilerin veya kamuda işe girmek isteyenlerin haklarını yiyen vicdansız cübbeliler gördük.

Akademik sınavlar veya atamalarda bilimsel ölçütleri değil, ideolojik yakınlıkları esas alan cübbeliler gördük.

Sonuç olarak cübbe kimseyi ‘bilge kişi’ değil, insan bile yapmıyor. Bu nedenle yaşamda oynanan bu komediye son verelim; zaten bir papaz giysisi olan cübbeleri çıkarıp atalım. Ortaçağ’da Kilise’nin haksızlık, adaletsizlik ve vicdansızlığına isyan eden Protestan rahiplerin cübbelerini çıkarıp ibadeti takım elbiseyle yaptırmaya başladıklarını unutmayalım.

Ne demiş Ziya Paşa; “bed asla necabet mi verir hiç üniforma,/ zerdüz palan vursan eşek yine eşektir.” Türkçe söylersek; “insanın aklı kötü olursa üniforma ona iyilik getirmez,/ eşeğe altın semer vursan eşek yine eşektir.”

Keramet cübbede değil, eğitimdedir. Ancak “dindar ve kindar” insanlar yetiştiren eğitim değil. Eğitimde neler öğretilmesi gerektiğini yurdumuzun yüz akı saygın felsefecilerinden Prof. Dr. İonna Kuçuradi açıklıyor: “kişilerin olaylar ve durumlar hakkında doğru yargıda bulunabilmeleri için, ayaklarını basabilecekleri değer bilgisi –kültürel değer yargıları değil, felsefi değer bilgisi-, kamusal, siyasal işler söz konusu olunca da insan hakları bilgisi gerekli. Ayrıca bu bilginin nasıl kullanılabileceğine ilişkin bilgi  de gerekli.” (Cumhuriyet 11 Temmuz 2010)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Sosyal medyada polise ‘Geberin’ diyen muhtara gözaltı
Sosyal medyada polise ‘Geberin’ diyen muhtara gözaltı
3 'sakin şehir' daha geliyor
3 'sakin şehir' daha geliyor